erkinses reklam
erkinses reklam

Ekvator Haber

Ruhani’nin özeleştirisi Müslüman devlet yöneticilerine örnek olur mu?

Ruhani’nin özeleştirisi Müslüman devlet yöneticilerine örnek olur mu?
Ragıp Kamil İlbeyi
Ragıp Kamil İlbeyi( ilbeyi@ekvatorhaber.com )
Ragıp Kamil İlbeyi çeşitli haber sitelerinde yayın yönetmenliği ve editörlük yaptı. Kanal 12 Televizyonu için çeşitli televizyon programları hazırlamış ve sunmuştur. İlbeyi, bağımsız gazeteci ve teolog olarak görev yapmaya devam etmektedir.
133
22 Ocak 2019 - 20:05

“Halkın genel taleplerine karşı mücadele etmek ne doğrudur, ne yasal ne de meşrudur. Kamuoyu iradesine karşı savaşamayız. Teknolojiye direnmek geride kalmış bir yaklaşımdır”

Analiz | Ragıp Kamil İlbeyi

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Tahran’da tüm din ve devlet adamlarına örnek olacak bir özeleştiri yaptı. Açıklaması kısa sürede dünya gündemine düştü. Okuyanlar bir daha okudu çünkü hatalarını fark etmişlerdi ve bundan bir ders çıkarmış olmalıydılar…

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ülkesinde uygulanan baskı ve yasakları eleştirdi.
Ruhani: “Gökyüzünden yetkilendirildiğimizi ve buna göre yeryüzündekiler hakkında emirler çıkarabileceğimizi zannediyoruz. Ancak böyle bir şey yok. Halkın genel taleplerine karşı mücadele etmek ne doğrudur, ne yasal ne de meşrudur. Kamuoyu iradesine karşı savaşamayız. Teknolojiye direnmek geride kalmış bir yaklaşımdır” dedi.

Ruhani çok önemli bir detay verdi. Yönetimler, başkanlar, dini otoriteler, din adamları, krallar çoğu zaman kendilerini yeryüzündeki tanrılar veya halifeler, Allah’ın gölgesi olduklarını sanıyorlar. Bu nedenle kimi kendisini tanrı ilan ediyor, kimi Allah’ı ok atarak yaralayabileceğini iddia ediyor… Zulüm ile insanları dinden, imandan, yaşamdan soğutuyor. Kimileri de Allah adına yeni helaller ve haramlar koyuyor.

Ruhani’nin bu eleştirisi Şii din devleti olan İran‘da otorite tarafından pek makul karşılanmayabilir. Şiiliğin İslam içinden bir mezhep olduğunu biliyorum. Ancak bu sözcüğü özellikle seçtim. Çünkü mezhepler üzerinde tarafsız bir inceleme yaparsak, nasıl ki ‘Bahailik İslam’dır’ diyemezsek mezhepler için de aynısı söyleyebiliriz. Fıkıh ve akaid farklılıkları onları bir dinin aynı doğrultuda olan yollarından başka bir boyuta taşımış. Ancak bu uzun ve bu yazının konusu değil.

İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani‘nin yapmış olduğu bu eleştiriye benzer bir eleştiri Vahhabi din devleti Arabistan’da veya adında İslam olan ancak içinde iki dakikalık huzur, güven, mutluluk ve sevginin olmadığı Afganistan İslam Devletinde şiddet ile karşılanabilirdi.

Ancak İran bu iki devlet ile mukayese edilemeyecek kadar köklü bir geçmiş, kültür ve devlet bilincine sahip olan bir ülke.

GÖKLERDEN GELEN KARARLAR NEDEN HAYRIMIZA OLMUYOR?

Ruhani’nin bu eleştirisini okuyanların zihninde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın propaganda afişleri canlandı.

Erdoğan propaganda afişlerinde ‘göklerden gelen bir karar vardır’ cümlesini ve neredeyse afişi kaplayan kendi resimlerinin olduğu ilanları kullanmış bütün Türkiye’ye bunu astırmıştı. Erdoğan bu propaganda için Sezai Karakoç’un, Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine adlı şiirini seçmişti. Belki de tuzak kurularak öldürülen reklamcısı seçmişti…

Ancak göklerdeki karar verenin kim veya kimler olduğu konusunda bir açıklama yapılmamıştı. Kimsede sormadı; ‘bu göklerdeki karar mercisi kimdir? Allah mıdır? Yoksa tanrılar komisyonu mu? 12 Yunan tanrısı mı? Kim bu kararı veren; hayır mısın şer misin? Nuh Tufanı kararını veren de aynı kişi veya kişiler / tanrı veya tanrılar mıdır?’ Diye kimse sormadı, belki de soramadı.

Demek ki hangi ülke, hangi din olursa olsun dini siyasete, rant (getirim) ve makama alet etmemek, Allah adına kurallar koymamak ve şirk koşmamak, Allah’a yer mekan, sınır, şekil biçmemek gerek!

Aslında bu konuda da söyleyecekleri vardır: ‘Allah cc. kara gecede kara taşın üzerindeki, kara karıncanın attığı adımı görür, kaç adım attığını ve atacağını bilir, sesini duyar’ derler ancak halkı ve devleti soyup hırsızlık yapmaktan, yalan konuşup iftira atmaktan, yakınlarını kayırmaktan, her şeyi getiriye çevirmekten, emaneti ehil olmayana vermekten ve nice sayamayacağımız hoş olmayan, topluma ve ümmete zarar veren her türlü işi ve günahı işlemekten çekinmezler.

Çünkü yalancının mumu yatsıya, dincinin imanı para ve makamı görene kadardır.

ATATÜRK: BİZ İLHAMIMIZI GÖKTEN VE GAİBTEN DEĞİL YAŞAMDAN ALIYORUZ

Atatürk’te göklere atıfta bulunuyordu. O şöyle diyordu: “Aziz milletvekilleri,
Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt; bağrından çıktığımız Türk ulusu ve bir de, uluslar tarihinin bin bir acıklı olay ve sıkıntı ile dolu yapraklarından çıkardığımız sonuçlardır…” (Millet Meclisi Tutanak Dergisi D. V, C. 20, Sa. 3, 1 Kasım 1937).

Birçok Müslüman günümüzde bu cümlenin içeriğini hala anlayamadı. Kitapların göklerden biri aracılığı ile indiğini düşünüyorlar. Okumadan ‘iman ettim’ derseniz Kuran’a ve diğer kutsal kitaplara olacağı budur öyle değil mi? Atatürk, “gökten indiği sanılan dogmalar” sözünü kutsal kitapları aşağılamak amacıyla değil, CHP’nin prensiplerinin hayattan alındığını, dolayısıyla dinamik prensipler olduğunu çok güçlü bir şekilde ifade etmek için söylemiştir. Bu söylem biçimi Atatürk’ün sıkça başvurduğu yöntemlerden biridir. Kuran’da, Allah da bu söz sanatını kullanır. Zaten kitabı farklı yapan da bu! Bu nedenle Muhammed peygamberin tek mucizesi… Ve haklı Atatürk; göklerden ne kitap gelir ne bir karar!

Bu bağlamda Ruhani kendisi de bir din adamı olduğu halde bir din devletinin cumhurbaşkanı olarak gerçekten önemli bir özeleştiri yaptı.

Ruhani cesur bir adım attı. Bu cesareti inancından aldığını hissediyorum. Çünkü Ruhani bazı meslektaşları gibi sabah başka, öğle ve ikindi başka, akşam ve yatsı bambaşka konuşmuyor? Halkta da ‘Bu ülkeyi kaç cumhurbaşkanı yönetiyor acaba’ diye bir düşünce oluşmuyor.

Dünyada kurulan tek İslam devletinin ömrü pek uzun sürmedi. Milattan sonra 622’de Medine’de kurulan İslam Devleti 632 yılında iç çekişmeler, hak yemeler, kumpas ve entrikalar sonucunda yıkıldı!

Daha sonra tabelasında İslam Devleti yazan bazı devletler veya hükümetler kuruldu. Ancak hiç biri İslam’a benzemiyordu!

İSLAM’A MÜSLÜMANLARDAN BAŞKA KİMSENİN ZARAR VERMEYE GÜCÜ YETMEZ!

Devlet veya hükümetin adına İslam Devleti demek ile İslam Devleti olunmuyor. Zira IŞİD-DEAŞ’ın adı da Irak Şam İslam Devleti… Ancak Batı medyası IŞİD ile ilgili haber yapacağı zaman IŞİD veya DEAŞ’ı pek fazla telaffuz etmiyor. Bunun yerine yapılan terörü İslam Devleti diye tanımlıyor.

‘İslam Devleti terörist bir devlettir’ demeye getiriyorlar ki haklılar. Haklılar çünkü bu olan bitene Müslümanlar tepki göstermiyor. Çok az sayıda Mümin ve Allah’ın mesajını anlayan aydınlar dışında kimse İslam bu değildir demiyor! Ama adında İslam Devleti olan, BM’ye üye devletler de var. O halde bir terör örgütünün ismi ve şiddet ile kargaşanın eksik olmadığı devletler İslam’a eşit derecede zarar veriyorlar. Ancak dışarıdaki değil de içerideki yaralıyor insanları, Müslümanları ve İslam’ı…

Kuran’ın yüzlerce ayetine, Allah’ın emirlerine karşı gelen diyanet, muhafazakâr (gelenekçi-geleneğin dinine tabi olan) demokrat (?) dinci cemaat ve tarikatlar eliyle İslam inancı ve kültürü tahrif ediliyor. Cahiliye dinine girmemiz için ellerinden geleni yapıyorlar. Cahiliye adetleri, Emevi, Abbasi, Fatimî, Mısır, İsraliyat, Hint, Fars, Osmanlı, Sünni, Şii, Vahhabi ortaya karışık bir şey çıkıyor bu malzemelerden ve aşçı önümüze neyi koyarsa bu İslam’dır diye aptal yerine konuluyoruz.

Nereden nereye öyle değil mi?

Avrupa’da başlayan yenilenme ve akılcılık hareketi günümüze kadar devam ediyor. Kilise ise otoritesini Polonya ve İtalya gibi ülkeler hariç neredeyse tüm Avrupa’da kaybetmiş durumda. Çünkü insanların büyük bir çoğunluğu artık Hristiyan değil. Avrupa’da ateizm artış gösteriyor. Avrupa’nın ateist devletinin hangilerini olduğunu sizlere bırakacağım ama birçok ülkede sayıları Hristiyan ve Müslümanlardan fazla.

ASIRLAR ÖNCESİNDE KALAN DİN ADAMLARI GÜNÜMÜZE HALA ULAŞAMADILAR

Peki neden?

Uzun uzun düşünmeye gerek yok. Çünkü aldatıldılar! Kandırıldılar! Din adamlarına da dinlere de dincilerin tanrılarına da güvenleri kalmadı insanların!

Ayrıca dini otoriteler ve ilahiyatçılar hala 2018 ve 1440 yıl öncesinde geziniyor, orada yaşıyor, o dönemde insanların uydurduğu rivayet, menkıbe, mitoloji ve masallarla din anlatmaya çalışıyorlar. Din taklit ve ezberden öteye gidemiyor. Bu güne ait olmayan milyarlarca insan, insanlığın kurtuluşu için bir şeyler yapmaya çalışıyor ancak henüz kendilerini dahi kurtarabilmiş değiller. Neden çünkü akılları hür değil. Hâlbuki Kuran insanları akıllarını kullanmaya, bilim ve teknolojisi geliştirmeye, canlıları ve evreni, geçmiş toplumların yaşantısını incelemeye, insanlık ve dünya için iyi ve güzel olana yönlendiriyor. Fakat din adamlarının oluşturdukları din Allah’ın dininin yerini aldı.

Hâlbuki Allah’ın insanlığa gönderdiği mesajını akıl, bilim, mantık ve çağ ile buluştursalar idi tüm dünyada ancak Allah’ın kanunları egemen olacaktı. Gerçi Allah’ın kanunları zaten doğa kanunları olarak şaşmaz bir düzen içinde milyarlarca yıldır uygulanıyor. Böcekler, hayvanlar, rüzgârlar, yağmurlar, bitkiler ve niceleri hepsi bir uyum içinde. Bu uyumu sadece insan bozuyor. Çünkü insan kendisi de yaratılmış olduğu halde tanrıcılık oynuyor. Tıpkı evcilik oynayan küçük çocuklar gibi…

Bu nedenle göklerden gelen karar masallarına aldanıp, tahtadan atlarına binip, ülkeler fetih ediyorlar Ey Eyyy diye diye…

Ragıp Kamil İlbeyi / ekvatorhaber.com

© ekvatorhaber.com Lütfen haber ve içerikleri kaynak belirterek kullanınız ve bağlantı linki veriniz.