erkinses reklam
erkinses reklam

Ekvator Haber

Peygamber torunu İmam Hüseyin şehadete yürüyor

Peygamber torunu İmam Hüseyin şehadete yürüyor
91
10 Eylül 2019 - 19:05

Emevi halifesi Muaviye, Hicri 60. yılın Recep ayının 15. gecesi öldü ve oğlu Yezid halifeliğini ilan etti. Yezid ilk iş olarak Medine valisi Velid b. Utbe’ye bir ferman yolladı. Bu fermanda, Utbe’nin, İmam Hüseyin, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Zübeyr ve Abdurrahman b. Ebubekir’den Yezit için biat almasını biat etmeyenin de öldürülüp başının kendisine gönderilmesini emretti.

İMAM HÜSEYİN, YEZİT’E BİAT ETMEYİ REDDETTİ

İmam Hüseyin, Velid’le yaptığı görüşmede Yezid’e biat etmeyi reddetti. İmam Hüseyin dedesi Hz. Muhammed’in türbesini son kez ziyaret ettikten sonra ailesi ve az sayıdaki seveni ile Mekke’ye gitmek üzere Medine’den ayrıldı.

İmam Hüseyin’in kervanının Mekke’ye geldiğini öğrenen, dünyanın dört bir yandan hacca gelen Müslümanlar ve Mekkeliler İmam’ı ziyarete geliyordu. Gelenler arasında, daha sonra hilafetini ilan edecek olan Abdullah ibni Zübeyr de vardı.

KUFELİLER İMAM HÜSEYİN’E MEKTUPLAR GÖNDERİYOR

Kûfeliler Muaviye’nin öldüğünü ve İmam Hüseyin’in de Yezid’e biat etmeyerek Mekke’ye hareket ettiğini öğrendi. Bunun üzerine şehrin ileri gelenlerinden Süleyman b. Surad el-Huzaî’nin evinde toplandılar ve bir karar aldılar. İmam Hüseyin’e bir mektup yazarak onu Kûfe’ye davet ettiler. Kûfe’ye gelmesi hâlinde zalim Emevî diktatörlüğüne son verilmesi için İmam’ın yanında olacaklarını ve adil bir devlet düzeni için destek vereceklerini bildirdiler.

Bu mektup hicri 60. yılın Ramazan ayının 10. günü Mekke’de İmam’ın eline ulaştı. Bunu yığınlarca mektup izledi. Kûfe halkının ileri gelenleri ardı ardına İmam’a mektup yazıp onu ısrarla Kûfe’ye davet ediyorlardı. Tarihçiler Kufe’den İmam Hüseyin’e gönderilen mektuplarının sayısının 12 bini bulduğunu kaydetmişlerdir. Bunun üzerine İmam, Haşimoğulları’nın önde gelenlerinden olan amcaoğlu Müslim b. Akil’i bir mektupla birlikte Kûfe’ye yolladı. Mektupta şöyle deniliyordu:

Bağışlayan ve esirgeyen Allah’ın adıyla

“Hüseyin b. Ali’den, müminlerin ve Müslümanların ileri gelenlerine… Hâni ve Said sizin mektuplarınızı bana ulaştırdılar. Sizin bana gelen elçilerinizin sonuncusuydular. Anlattığınız, sözünü ettiğiniz her şeyi anladım. Tümünüzün ortak görüşü şudur: “Başımızda bir imam yoktur. Gel, belki Allah senin aracılığınla bizi hak ve hidayet üzere birleştirir.” Size kardeşim, amcamın oğlu, ailemin güvenilir mensubu Müslim b. Akil’i gönderiyorum. Eğer, elçilerinizin bana anlattığı ve benim de sizin mektuplarınızda okuduğum gibi, ileri gelenlerinizin, görüş sahiplerinizin ve faziletlilerinizin görüşünün aynı noktada birleştiğini bana yazarsa, inşallah derhal yanınıza gelmek üzere yola çıkarım. Ömrüm hakkı için, Allah’ın kitabına göre hükmeden, adaleti egemen kılan, tevhite boyun eğen, kendini Allah’a adayan kimseden başkası imam olamaz. Vesselâm.”

İmam mektubu yazdıktan sonra zekâ, ilim, tedbir, dürüstlük ve cesaretiyle tanınan amcaoğlu Müslim b. Akil’i çağırarak ona verdi. Kays b. Musahhar Seydâvî, Umare b. Abdullah es-Selulî ve Abdurrahman b. Abdullah Erhebî’yle birlikte Kûfe’ye gitmesini ve Kûfelilerden kendisi adına biat almasını istedi.

MÜSLİM BİN AKİL KUFE’YE GİDİYOR

Bu arada Müslim’e takvalı olmasını, Allah’tan korkmasını, sırları gizli tutmayı bilmesini ve insanlara karşı her zaman sevgi ve şefkatle davranmasını öğütleyerek, Kûfe halkının İmam’a biat konusunda samimî olduklarını ve bu konuda birlikte hareket ettiklerini müşahede etmesi hâlinde bunu kendisine mektupla bildirmesini söyledi.

İMAM HÜSEYİN BASRA’YA MEKTUPLAR YAZIYOR

Bu arada İmam Hüseyin, Ahnef b. Kays, Münzir b. Carud, Yezid b. Mes’ud Nehşelî ve Kays b. Heysem gibi Basra şehrinin de önde gelenlerine mektup yazarak onları doğru yol ve adaletli yönetime davet edip Allah’ın hükümlerinin icrası ve Resulullah’ın Sünneti’nin ihyası yolunda kendisine yardımcı olmaya çağırdı. Bu şahısların birçoğu İmam’ın çağrısına olumlu cevap verdi ve İmam Hüseyin’e yardım etmek için hareket hazırlıklarına başladılar. Ancak İmam’ın şehadet haberini aldıklarında yerlerinde kalmak zorunda kaldılar.

BİNLERCE KUFELİ İMAM HÜSEYİN’E BİAT EDİYOR

Müslim b. Akil çok zor ve tehlikeli bir yolculuktan sonra Kûfe’ye vardı. Muhtar b. Ebu Ubeyde es-Sakafî veya Müslim b. Avsece’nin evine konuk oldu. Onun gelmesi Kûfe halkını pek sevindirmişti. Bu yüzden şenlikler tertipleyen şehrin ahalisi akın akın Müslim’i görmeye geliyor, İmam Hüseyin’in mektubunu öğrenen herkes, sevinç gözyaşları dökerek onun adına Müslim’e biat ediyordu. Kısa zamanda, biat edenlerin sayısı 18 bine ulaşmıştı. Müslim, biat edenlerin sayısı ve şehrin bu durumunu İmam Hüseyin’e yazarak Kûfe’ye gelmesinin uygun olacağını bildirdi.

YEZİT, BASRA VALİSİ UBEYDULLAH’I KUFE’YE ATIYOR

Diğer taraftan, Emevî iktidarının şehirdeki taraftarları, Kûfe’nin son durumunu ve Müslim’e yapılan biatin tehlikeli boyutlara vardığını Şam’da bulunan Yezid’e bildirdi. Kûfe valisi Numan b. Beşir’in bu olayların üstesinden gelmede yetersiz kaldığını, Alevilerin devrimini durdurabilecek birini Kûfe’ye göndermesinin zarurî olduğunu haber verdiler. Yezid, Hıristiyan danışmanı Sircun’la meseleyi konuştuktan sonra Basra valisi Ubeydullah b. Ziyad’ı Kûfe valiliğine atadı. Ona gönderdiği fermanda, derhal Kûfe’ye hareket etmesini, Müslim’i tutuklamasını veya öldürmesini, bunlar da olmazsa onun şehirden uzaklaşmasını sağlamasını istedi.

Şehre girdiğinde tanınmamak için yüzünü örten İbn Ziyad’ı bazı saf insanlar İmam Hüseyin zannederek selâmlamış, etrafına toplanarak sevgi gösterisinde bulunmaya başlamıştı. Ancak onun kim olduğunu öğrenince, hemen etrafını boşaltmışlardı. Ertesi gün İbn Ziyad bütün ahalinin şehrin büyük camiinde toplanmasını emretti, bizzat minbere çıkıp cemaati etkilemeye ve akıla gelebilecek türlü tehdit ve vaatlerde bulunarak onları Müslim’e destek vermekten vazgeçirmeye çalıştı. Yezid’e karşı çıkanların sonunun çok kötü olacağı telkininde bulundu. Bu arada kabile reisleriyle şehrin ileri gelenlerine, Yezid’in hilafetine muhalif olanları kendisine bildirmemeleri hâlinde mallarının ve canlarının mubah sayılacağını duyurdu.

İMAM HÜSEYİN’E BİAT EDENLERİN SAYISI 25 BİNİ AŞTI

Şehirdeki bu gelişmeleri öğrenen Müslim, kıyamla ilgili gizliliğin bozulmaması için Muhtar’ın evinden ayrılarak Hâni b. Urve’nin evine gizlendi. Aleviler burada gizlice Müslim’le görüşüp biat ediyor, Müslim de biatlerine sadık kalacakları ve bunun gizliliğini koruyacakları konusunda onlara yemin ettiriyordu. Böylece Müslim’e biat edenlerin sayısı 25 bine ulaşırken İbn Ziyad onun nerede saklandığını hâlâ öğrenememişti.

Ancak, İbn Ziyad’ın etrafa yerleştirdiği casuslar, Müslim’in Hâni’nin evinde saklandığını öğrenmekte gecikmediler. İbn Ziyad bir komployla Hâni’yi hükümet konağına getirtip tutukladı. Ancak yapılan bütün baskı ve işkencelere rağmen Hâni, Müslim’i teslim etmemekte direndi. Bu arada, Hâni’nin işkence altında yaralanıp hapse atıldığını öğrenen Müslim, Kûfe halkını kıyama davet etti. Kısa zamanda cami ve pazaryeri Müslim’in çağrısına koşanlarla dolmuş, İbn Ziyad iyice sıkışmıştı.

HÜKÜMET HALKI TEHDİT EDİYOR

İbn Ziyad, halkı tehdit ederek Müslim’in yalnız kalmasını sağlamaya çalıştı. Diğer yandan, tellalları hükümet konağının damına çıkarara: “Ey ahali! Kendinize acıyorsanız, hemen dağılın! Şam’dan gönderilen büyük bir ordu birazdan burada olacak; böyle bir orduyla baş edemezsiniz! Eğer emirlere karşı gelmez ve isyanı bırakıp evlerinize dönerseniz, İbn Ziyad, Yezid’in sizi affetmesini sağlayacak ve alacağınız ödülü iki katına çıkaracaktır!”

KUFELİLER KORKUYOR VE MÜSLİM’İ YALNIZ BIRAKIYORLAR

Bu tehditler giderek etkili olmaya başlamış Kûfelileri ürkütmeye yetmişti. Göz açıp kapayıncaya kadar şehrin yönetimini ele geçirebilecekken, yayılan söylentilere kanıp Müslim’den uzaklaşmaya, evlerine dönmeye başladılar. Derken, akşam namazı sırasında onca kalabalıktan sadece otuz kişi Müslim’in arkasında namaza durdu!

Müslim camiden çıktığında, yanında sadece 10 kişi kalmış, birkaç adım sonra onlar da kaçarak Müslim’i yalnız bırakmışlardı! Müslim şimdi yapayalnızdı. Tek başına sokaklarda dolaşıyor, kimse ona kapısını açmıyordu!

KUFE İMAM HÜSEYİN’E İHANET EDİYOR

Gece yarılarına doğru Tav’a adlı yaşlı bir kadın, Müslim’i evine aldı. Müslim bütün geceyi dua ve ibadetle geçirdi. Sabaha doğru Tav’a’nın oğlu vaat edilen yüklüce ödülü alabilmek için Müslim’i ihbar etti. İbn Ziyad, vakit kaybetmeden Muhammed b. Eş’as komutasında kalabalık bir silahlı grubu oraya gönderdi. Müslim yiğitçe vuruşurken, şu şiiri haykırıyordu şehvetlerinin esiri olan zavallılar güruhuna:

“Batıla teslim olmayacağıma yeminliyim ben! Ölümüm ancak hürce olur; batıla eğilmeden!”

Müslim, ettiği yemine canı pahasına sadık kaldı. Görülmemiş bir kahramanlık sergileyerek bu çarpışmada tek başına kırk beş saldırganı öldürdü. Ancak Kufe askerleri Müslim’i defalarca yaraladıktan sonra tuzağa düşürerek tutsak ettiler ve Ziyad’a götürdüler. Aldığı derin yaralara rağmen kendisine boyun eğdiremeyeceğini anlayan İbn Ziyad, Müslim’in öldürülmesini emretti.

Kufe sarayının damında Müslim’in başı kesildi ve bedeni aşağıya atıldı. Müslim’in şahadeti Hicri 60 yılı Zilhicce ayının 9. günü gerçekleşmiştir. Bu cinayetin ardından İbn Ziyad 89 yaşındaki ihtiyar Hânî b. Urve’nin de Kûfe çarşısında boynunu vurdurdu. Böylelikle Kufeliler İmam Hüseyin’e verdikleri bütün sözleri unutmuş, Yezit saflarıda yerlerini almışlardı.

İMAM HÜSEYİN HACCI TERK EDİP KUFE’YE YOLA ÇIKIYOR

İmam Hüseyin hac merasiminin başladığı zilhicce ayına kadar Mekke’de kalmış ve ihrama girmişti. Ancak, Yezid’in Kabe’de kargaşa çıkartacağı ve kan dökmenin haram olmasına rağmen kendisine suikast yapılacağını öğrenmesi ile birlikte haccını umreye dönüştürüp tavaf ve sa’ydan sonra Irak’a doğru yola çıktı.

İmam’ın Irak’a doğru yola çıktığını öğrenen İbn Ziyad, Husayn b. Numeyr’i kalabalık bir orduyla Kûfe dışına, Kadisiye’ye göndererek ondan şehre ulaşan bütün yolları kontrol etmesini istedi. Bu süre zarfında İmam Hüseyin’e Müslim’in şehadet haberi ulaşmamıştı.

ÇIKARCILAR BİR BİR İMAM HÜSEYİN’İ TERK EDİYOR

İmam Hüseyin (a.s) Kûfelilere verdiği sözü tutarak yoluna devam ediyordu. Çok geçmeden Müslim’le Hâni’nin acı şahadet haberini aldı. Bu haber İmam’ı pek üzmüş, pek sarsmıştı; her ikisini de rahmetle anıp övdü. Müslim’in şahadet haberini getirenler, İmam’ın Kûfe’ye gitmemesi ve geri dönmesi için ısrar ettiler. Yolculuk sırasında konakladıkları bir başka menzilde, İmam’ın etrafa gönderdiği elçi ve habercilerden birinin daha şehit edildiği haberi ulaşınca İmam kervandakileri toplayıp şöyle buyurdu: “Taraftarlarımız bizi yalnız bırakmış. Bu durumda, sizden geri dönmek isteyenler dönsünler, biatimi üzerlerinden kaldırdım.”

İmam Hüseyin’in ağzından bunları duyan ve bu kıyamdan dünya menfaati umanlar hemen dağılıp ayrıldılar. Sadece kendi ailesi, yakınları ve İmam’a inanç ve yakinle iman etmiş olan bir avuç sadık yareni kaldı onunla.

İMAM HÜSEYİN’İN KERVANIN ÖNÜ KESİLİYOR

Kervan, Zû Husem dağının eteklerinde konaklamaya başladı. Çok geçmeden “Hür b. Yezid er-Riyahî” komutasındaki 1000 kişilik bir ordu İmam Hüseyin’in yolunu kesti.

Hür ile adamlarının susuzluktan ölecek duruma geldiğini gören İmam, Hür’ün ordusuna ve hayvanlarına su verilmesini emretti. İmam’ın bu yiğit ve cömert kişiliği Hür’le ordusunu pek mahcup etmişti. İmam Hür ve ordusuna dönerek;

“Ey İnsanlar! Ben, ancak mektuplarınız bana ulaştıktan ve elçileriniz bana geldikten sonra size geldim. Şöyle demiştiniz: “Hemen bize gel; çünkü bizim bir imamımız yoktur. Belki yüce Allah, senin sayende bizi hak ve hidayet üzerinde birleştirir…” Ben de, yerimden yurdumdan göçtüm, kalkıp size geldim işte! Eğer siz hâlâ bu söz üzere iseniz, işte ben size geldim; bana, sözlerinize ve ahitlerinize güvenmemi sağlayacak bir işaret verin (ahdinizi ve biatinizi yenileyin). Yok, eğer bunu yapmayacaksanız, benim gelişimden hoşnut değilseniz, size gelmek üzere ayrıldığım yere geri dönerim.”

HÜRR’ÜN ORDUSUNDAN ÇIT ÇIKMIYOR…

“Ey insanlar! Şunu biliniz ki, eğer siz, Allah’tan korkar ve hakkı tanırsanız, Allah’ı razı kılmış olursunuz. Biz, Muhammed’in Ehl-i Beyt’iyiz. Sizin bu yönetiminize, hakları olmadığı hâlde onu ele geçiren ve size zulüm ve düşmanlıkla hükmeden şu güruhtan daha lâyığız. Eğer bizi istemiyorsanız, hakkımızı tanımıyorsanız ve şu andaki düşünceniz, mektuplarınızda yazdıklarınızdan, elçilerinizin bana bildirdiklerinden farklı ise, o zaman size arkamı döner giderim.”

Hür, şaşkınlıkla: “Vallahi, sözünü ettiğin o mektuplarla habercilerden benim haberim yoktur!” dedi.

KUFELİLERİN YAZDIKLARI MEKTUPLAR ORTALIĞA DÖKÜLÜYOR

İmam, Ukbe b. Sem’an’a dönüp: “Şu mektupları getir!” dedi. Ukbe, birkaç heybeyle gelip heybelerdeki mektupları Hürr’ün önüne döktü. Hür ne diyeceğini bilemiyordu. Sonunda dedi ki: “Ben size bu mektupları yazanlardan biri değilim. Bize, seninle karşılaştığımız zaman, Kûfe’ye Ubeydullah’a götürünceye kadar senden ayrılmamamız emredildi.” Dedi. Bunu duyan İmam Hüseyin kervanına toparlanmalarını ve Medine’ye geri döneceklerini söyledi.

Kervan, Medine’ye dönmek için hareket edeceği sırada Hür, ordusuyla önlerini kesip engelledi. Hürr İmam Hüseyin’in bölgeden ayrılamayacağını ve Medine’ye geri dönemeyeceğini durumları hakkında İbn Ziyad’a rapor sunacağını ve cevabını bekleyeceğini bu süre içinde de Medine ya da Kufe yerine yeni bir yol seçmesini talep etti. Bunun üzerine İmam Hüseyin Kadisiye ve Uzeyb yolundan sola dönen güzergâhta hareket etti. Hürr de ordusuyla birlikte uzaktan onları izliyordu.

MUHARREM AYININ 2’SİNDE İMAM HÜSEYİN KERBELA’YA ULAŞTI

İmam’ın kervanı hicrî 61. yılı Muharrem ayının 2. günü Neyneva bölgesindeki Kerbela’ya vardı.

Burada İbn Ziyad’ın habercisi, Hürr’e bir ferman getirdi. Fermanda şöyle yazılıydı: Bu ferman eline geçtiğinde dünyayı Hüseyin’e dar et. Onu mamur olmayan ve su bulunmayan, kuraklık bir yerde tut! Bu emri yerine getirdiğini bana bildirinceye kadar habercim senin yanından ayrılmayacak!

Hür bu mektubu İmam’la yarenlerine okudu, İmam’ın kervanının önünü keserek hemen mamur yerlerden uzak ve suyu da bulunmayan o beldede durmalarını istedi. İmam: “Hiç olmazsa şu yakınlardaki bir köy veya su bulunan mamur bir yerde konaklamamıza izin ver.” dediyse de, Hür bunu reddederek: “Vallahi İbn Ziyad’ın emrine karşı gelemem! Şu gönderdiği habercisi benim ne yaptığımı rapor ediyor ona!” dedi.

SAVAŞI BAŞLATAN TARAF BEN OLMAK İSTEMEM

İmam’ın ashabından Züheyr b. Kayn: “Ey Allah’ın elçisini evladı, izin ver bu güruhla savaşalım!” dedi, “Zira bunlarla savaşmak, geriden gelmekte olan daha büyük bir orduyla savaşa girmekten doya kolaydır!” İmam: “Hayır, savaşı başlatan taraf olmak istemem!” dedi.

İBN ZİYAD: HÜSEYİN’E KURTULUŞ YOK!

Ertesi gün Ömer b. Sa’d komutasında 4 bin kişilik bir ordu daha gelerek Hürr’ün ordusuna katılıp İmam’ın kervanının karşısında karargâh kurdu. Ömer, İmam’a bir haberci göndererek amacının ne olduğunu ve buraya neden geldiğini sordu. İmam ona: “Sizin şehrinizin insanları yığınlarca mektup yazıp beni davet ettiler. Şimdi eğer gelişimden memnun değilseniz, kendi yurduma geri dönerim.” cevabını yolladı. Sa’d oğlu, İmam’ın bu cevabını İbn Ziyad’a yazarak durumu rapor etti ve İbn Ziyad’ın bu durumda İmam’ın Medine’ye dönmesine izin vereceği ve böylece İmam’la savaşma gibi bir kara lekenin kendi alnına sürülmeyeceği ümidiyle beklemeye başladı. Ama çok geçmeden İbn Ziyad’dan olumsuz cevap gelmiş, mektuba da şu mazmundaki şiiri eklemişti: Pençemize düşen av, kurtulmaya çalışıyor şimdi; ama ona kurtuluş yok!

İbn Ziyad mektupta: “Hüseyin’le yanındakilerden, Yezid’e biat etmelerini iste!” diyordu. Sa’d oğlu Ömer, İmam’ın Yezid’e kesinlikle biat etmeyeceğini çok iyi bildiğinden, İbn Ziyad’ın bu teklifini ona iletmedi.

Çok geçmeden İbn Ziyad’dan gelen bir başka haberci, İmam’la Fırat suyu arasına asker yerleştirilmesi ve İmam’ın kervanına bir damla bile su ulaşmasına izin verilmemesi fermanını getirdi. Bu emir üzerine Sa’d oğlu Ömer Fırat sahili önüne 500 asker yerleştirerek su yolunu kesmiş oldu!

EMEVİLER EHLİBEYT’İ ÇÖLDE 3 GÜN AÇ VE SUSUZ MUHASARA ALTINA ALDI

Bu emir, İmam’ın şahadetinden üç gün önce yürürlüğe konulmuştur. Bu nedenledir ki, şehit olduğu Aşura günü İmam’ın (a.s) kervanında bir damla su yoktu. Sadece erkekler değil, kervandaki kadınlarla çocuklar da susuzluğun korkunç pençesinde kıvranıyordu.

İbn Ziyad, sürekli yeni birlikler yollayarak Sa’d oğlu Ömer’in ordusunu takviye ediyordu. Çok geçmeden İmam’ın bir avuç kervanının karşısına dikilen ordudaki atlı asker sayısı otuz bini bulmuştu. İbn Ziyad, “Şimr b. Zilcevşen” adlı adamıyla Sa’d oğlu Ömer’e gönderdiği fermanda: “Ya Hüseyin’i Yezid’e biat ettir ya da onu öldür. Bunu yapamayacaksan, ordunun komutasını Şimr’e devret!” diyordu.

HÜSEYİN TESLİM OLMAZSA SAVAŞIN!

Şimr, tarihe “Tâsua” günü olarak geçen Muharrem ayının 9’u Perşembe günü Ömer’i, İmam Hüseyin’e saldırarak herkesin katletmesi için kışkırtmaya başladı. Ömer, İmam’ın kervanının çadırlarına saldırılmasını emredince, ordu harekete geçti. İmam Hüseyin aralarında Züheyr b. Kayn’la Habib b. Mezahir’in de bulunduğu 20 süvariyi yiğit kardeşi Ebu’l Fazl el-Abbas komutasında ileri göndererek onların amaçlarını sormasını istedi. Ömer’in ordusundakiler, İbn Ziyad’ın “Hüseyin teslim olmazsa onunla savaşın.” emri verdiğini söylediler.

İMAM HÜSEYİN ŞEHİT OLMADAN ÖNCE KURAN OKUMAK VE İBADET ETMEK İSTİYOR

Bunu İmam’a ilettiklerinde, İmam kardeşi Abbas’a şöyle dedi:

“Onlara söyle, bu gece bize müsaade etsinler. Son gecemi salât ile geçirmek istiyorum. Çünkü Rabbim de bilir ki ben, geceleri O’na ibadet etmeyi, Kur’ân okumayı, namaz kılıp dua ederek istiğfarda bulunmayı pek severim!”

Sa’d oğlu Ömer önce İmam’ın bu isteğini reddettiyse de, yanındaki bazı komutanların ısrarı üzerine İmam’a bir gece mühlet vermeyi kabullendi. Evet, Aşura akşamı gelip çatmıştı. İmam Hüseyin pek sevdiği ailesi ve dostlarının toplanmalarını istedi. Bu sırada orada bulunan Ehlibeyt imamlarından İmam Hüseyin’in oğlu İmam Zeynelabidin şöyle anlatır:

İMAM HÜSEYİN’İN TASUA DUASI

“İmam’a yaklaştım. Arkadaşlarına ne dediğini duymak istedim. O sırada hastaydım. Babamın arkadaşlarına şöyle dediğini duydum: “Allah’a en güzel övgülerle hamdediyorum. Bollukta da sıkıntıda da O’na hamdolsun. Allah’ım! Bizi peygamberlikle onurlandırdığın, bize Kur’ân’ı öğrettiğin, bizi dinde derin anlayış sahibi kıldığın, bize kulaklar, gözler ve kalpler verdiğin için sana hamd ediyorum. Allah’ım! Bizi sana şükredenlerden kıl.

Bilesiniz ki ben, arkadaşlarımdan daha vefalı ve daha iyi arkadaşlar, ailemden daha iyi ve daha akrabalık bağlarını gözeten bir aile bilmiyorum. Bana karşı bu tavrınızdan dolayı Allah sizi hayırla mükâfatlandırsın. Haberiniz olsun, bizim şu toplulukla karşı karşıya kaldığımız son gün olduğunu sanıyorum. Bilesiniz ki, hepinize izin verdim. Hepiniz serbest olarak çekilip gidebilirsiniz. Bundan dolayı sizi kınayacak değilim. İşte gece basmış bulunuyor, her tarafı gecenin karanlığı kapladı. Bu geceyi fırsat bilin. Her biriniz, benim ailemden bir adamın elinden tutun ve gecenin karanlığına karışıp dağılın. Beni bunlarla yalnız bırakın. Çünkü onların istediği benim, siz değilsiniz.”

İMAM HÜSEYİN’İN YARENLERİ ÖLÜME YÜRÜYOR

Bunun üzerine İmam’ın kardeşleri ve akrabaları şöyle dediler: “Bunu nasıl yaparız biz! Neden? Senden sonra hayatta kalabilmek için mi? Allah böyle bir onursuzluğa düşürmesin bizi!” Bu cevabı veren ilk kişi, İmam’ın çok sevdiği yiğit Abbas’tı. Diğerleri de Abbas’ınkine benzer şeyler söyleyerek İmam’ı asla yalnız bırakmayacaklarını vurguladılar. İmam Akil’in evlatlarına: “Müslim’in şahadeti size yeter.” buyurdu, “Bundan fazla belaya uğramanızı istemem. Sizden biatimi kaldırdım, dilediğiniz yere gidin!” Ancak, onlar da İmamlarını yalnız bırakmayacaklarını vurgulayarak şöyle dediler:

Sizi bırakırsak insanlar ne der? Biz insanlara ne deriz hem! Büyüğümüzü, imamımızı ve kendi amcaoğlumuzu düşmanlarının ortasında tek başına bıraktık; onu korumak için bir tek ok, bir tek mızrak atmadan, kılıçlarımızı kullanmadan onu bırakıp döndük mü diyelim? Hayır, vallahi böylesine yakışıksız bir şeyi yapacak değiliz biz. Canımızı, malımızı ve ailemizi sana feda eder, senin başına gelen bizim de başımıza gelinceye kadar düşmanlarınla savaşırız! Senden sonraki hayatı Allah kahretsin!

EY ALLAH’IN ELÇİSİNİN EVLADI SENİ NASIL TERK EDERİZ?

Bu sırada Müslim b. Avsece ayağa kalkarak şöyle dedi:

“Ey Allah Resulü’nün oğlu! Senden nasıl vazgeçer, seni nasıl bırakırız biz? Bu durumda, Rabbimizin huzuruna çıktığımızda, senin üzerimizdeki hakkına dair hangi özrü öne sürebiliriz? Hayır, Allah’a yemin ederim ki seni yalnız bırakmam asla; mızrağımı düşmanlarının göğsüne saplamadıkça, kılıcımın kabzası elimde olduğu sürece düşmanlarına kılıç sallamadıkça nasıl vazgeçerim seninle olmaktan? Savaşacak silahım olmasa, düşmanlarına karşı taşla savaşırım vallahi! Allah’a andolsun ki, Resulullah konusunda sana karşı vazifemizi yerine getirdiğimizi Rabbimize göstermediğimiz sürece sana yardım etmekten vazgeçmeyiz! Sana yardım konusunda öylesine azimliyim ki, vallahi bu yolda öldürüleceğimi ve sonra dirilip tekrar öldürüleceğimi, yakılacağımı, külümün rüzgârlara savrulacağını ve bunu bana 70 kez tekrarlayacaklarını bilsem, uğruna vuruşarak ölümü kucaklayıncaya kadar senden vazgeçmem, seni asla bırakmam! Kaldı ki, ölüm ve şahadet sadece bir defadır ve ondan sonra ebedî saadet ve ölümsüz bir onur vardır!”

Müslim’den sonra Züheyr b. Kayn ayağa kalkarak şöyle dedi: “Rabbimin senden ve ailenin gençlerinden ölümü uzaklaştırması için bir değil, bin kez ölmeye, ölüp dirilip yine ölmeye can atmaktayım ben!”

İMAM’IN GERÇEK TAKİPÇİLERİNİ YOLLARINDAN HİÇBİR OLAY DÖNDÜRMÜYOR

Ashabının her biri buna benzer şeyler söylediler. İmam onlara hayır duasında bulundu. Bu sırada İmam’ın yarenlerinden Muhammed b. Beşir el-Hazremî’ye, oğlunun sınır yollarından birinde esir düştüğü haberi geldi, Muhammed: “Oğlumun esaretinden sonra yaşamak istemem.” dedi. İmam Hüseyin onun böyle söylediğini duyunca yanına gidip: “Allah’ın rahmeti senin üzerine olsun, ben biatimi senden kaldırıyorum, git oğlunu kurtar.” buyurdu; ancak Muhammed: “Seni bırakacak olursam, yırtıcı hayvanlar parçalasın beni!” diyerek İmam’ı yalnız bırakmayacağını söyledi.

İMAM HÜSEYİN VE YARENLERİ ŞEHADETE HAZIRLANIYOR

O gece İmam bütün çadırların birbirine açılmasını ve çadırların etrafına hendek kazılarak içinin kamış ve çalı-çırpıyla doldurulmasını istedi. Böylece düşmanın arkadan çadırlara saldırması engellenmiş oluyordu. Yine o gece, pek sevdiği büyük oğlu Ali Ekber’i otuz atlı ve yirmi piyadeyle Fırat’a gönderdi. Çetin bir çarpışmadan sonra çok büyük zorluklarla birkaç kırba su temin edilmişti. İmam ailesiyle ashabını toplayarak: “Bu, sizin içeceğiniz son sudur.” buyurdu, “Bu sularla abdest alın, gusledin, elbiselerinizi yıkayın; çünkü yarın elbiseleriniz kefeniniz olacak!” Hüseynî kervan, o geceyi sabaha kadar dua, ibadet, Kur’ân okumak ile geçirdi; Yezidî ordu sabaha kadar bu sesleri dinledi…

AŞURA GÜNÜ SAVAŞ BAŞLIYOR

Muharrem ayının onuncu günü olan Aşura günü İmam Hüseyin, sabah namazını kıldırdıktan sonra kervandakilerden küçük bir ordu hazırladı. Bu küçük ordunun sağ cenahının komutasını Züheyr b. Kayn’a, sol cenahın komutasını Habib b. Mezahir’e ve sancağı da pek sevdiği kardeşi Abbas’a verdi. Onları çadırların önünde askerî nizama koyduktan sonra, düşmanın arkadan çadırlara saldırıp kadınlarla çocuklara zarar vermemesi için, çadırların arkasındaki hendeğe yerleştirilen çalı-çırpıların tutuşturulmasını emretti. Bu sırada Sa’d oğlu Ömer de otuz bin kişiyi aşan dev ordusunu saldırıya hazırlamıştı. İmam, günün ilk ışıkları Kerbela’ya vurmaya başladığında, ellerini semaya açıp şöyle dua etti:

“Allah’ım! Her kederde benim güvencem sensin. Her zorlukta benim ümidim sensin. Karşıma çıkan her meselede benim güvencem ve donanımım sensin. Kalbi zayıf düşüren, insanı çaresiz bırakan, dostların bırakıp kaçmasına ve düşmanların şamata yapmasına neden olan nice felâketleri, başkasından yüz çevirip sana yönelerek, sana sundum, sana şikâyet ettim. Sen de beni bu felâketlerden kurtardın, bana çıkış yolu gösterdin. Her nimetin velisi, her güzelliğin sahibi ve her arzunun mercii sensin.”

Sonra, kendilerine doğru ilerlemeye başlayan Ömer’in ordusuna iyice yaklaşarak, hemen hepsinin duyacağı gür bir sesle, onlara son bir öğüt ve uyarıda bulunarak şöyle buyurdu:

BEN MUHAMMED PEYGAMBERİN, FATIMA’NIN, ALİ’NİN, HAMZA’NIN, CAFER’İN KANIYIM

“Ey insanlar! Benim soyumu araştırın ve bakın ben kimim. Sonra vicdanınızla baş başa kalın ve nefsinizi ayıplayın. Bakın bakalım, beni öldürmeniz, kanımı dökmeniz sizin için uygun mudur? Ben, sizin -inandığınızı iddia ettiğiniz- Peygamberinizin kızının oğlu değil miyim? Peygamberinizin (s.a.a) vasisi, Resulullah’ın Allah katından getirdiğini ilk tasdik eden, ilk mümin Ali’nin oğlu değil miyim? Şehitlerin efendisi Hamza, benim amcam değil mi? Cennette iki kanatla uçan Cafer benim amcam değil mi? Resulullah’ın, benim ve kardeşim hakkında: “Şu ikisi cennet gençlerinin efendileridir.” dediğini duymadınız mı?

Eğer benim dediklerimi doğruluyorsanız, hakkı ve hakikati bulmuşsunuz demektir. Allah’a yemin ederim ki, yalancının Allah’ın düşmanı olduğunu bildiğim günden beri asla yalan konuşmadın ben! Yok, eğer beni yalanlıyorsanız, içinizde, sorduğunuzda size doğruyu söyleyecek kimseler vardır. Cabir b. Abdullah el-Ensarî’ye, Ebu Said el-Hudrî’ye, Sehl b. Sa’d es-Saidî’ye, Zeyd b. Erkam’a ve Enes b. Malik’e sorun. Resulullah’ın (s.a.a) bu sözleri benim ve kardeşim hakkında söylediğini duyduklarını size söyleyeceklerdir. Kanımı dökmenizi engellemeye bu kadar yetmez mi?

Bu sırada Şimr yüksek sesle İmam’a: “Eğer söylediklerinden bir şey anladıysam, Allah’a şüpheyle tapmış olayım!” deyince, Habib b. Mezahir: “Ey Şimr!” diye haykırdı, “Vallahi senin yetmiş türlü şüpheyle Allah’a taptığını görüyorum ben! İmam’ın sözlerini anlamadığını söyledin; evet, doğrudur, sen onu anlamadın; çünkü Allah Teala senin o günah dolu kalbini mühürlemiş ve ona zulmet perdesi giydirmiştir, bu nedenle sen hak sözü tabi ki idrak edemeyeceksin!”

İmam bir kez daha Ömer b. Sa’d’ın ordusuna dönüp şöyle dedi:

“Eğer bundan şüphe ediyorsanız, benim, Peygamberinizin kızının oğlu olduğumdan da mı şüphe ediyorsunuz? Allah’a yemin ederim ki, doğu ve batı arasında, ne sizin içinizde, ne de başka topluluklar içinde benden başka Peygamber’in kızının bir oğlu yoktur. Yuh olsun size! Sizden birini öldürdüm de mi buna karşılık beni öldürmek istiyorsunuz? Yoksa birinizin malını mı yedim? Ya da birinizi yaraladım da onun karşılığı olarak mı benim kanımı dökmek istiyorsunuz?”

Ömer’in ordusundan çıt çıkmıyordu… Kimse söyleyecek bir söz, verecek bir cevap bulamamıştı. Kısa bir sessizlikten sonra İmam konuşmasını sürdürdü:

Ey Şebes b. Rib’î! Ey Haccar b. Ebcer! Ey Kays b. Eş’as! Ey Yezid b. Haris! “Meyveler olgunlaştı, etraf yemyeşil kesildi. Gelip seni bekleyen hazır bir ordunun başına geçeceksin.” diye bana yazanlar siz değil miydiniz?

Kays b. Eş’as: “Ne dediğini anlamıyoruz. Ama amcanın oğlunun egemenliğini kabul et.” dedi. Hüseyin (a.s) ona şöyle dedi: “Hayır, Allah’a andolsun, size elimi alçaklar gibi vermeyeceğim ve köleler gibi de kaçmayacağım.”

YEZİT’İN ORDUSU ÖĞÜTLERİ DİNLEMİYOR HER BİRİ PEYGAMBERİN KANINI DÖKMEK İSTİYOR

Aşura günü savaş başlamadan önce İmam’ın yarenlerinden Züheyr b. Kayn’la Bureyr b. Hudayr da, İbn Sa’d’ın ordularına öğütler ve nasihatler veren konuşmalar yaptılar. Ama o gafiller güruhu bütün bunlardan zerrece etkilenmedi. İmam da konuşmasının devamında Kûfe ordusunu sert bir dille eleştirip kınayan fevkalade akıcı ve etkileyici sözler söyledi ve sözlerini şöyle tamamladı:

İMAM HÜSEYİN: SOYSUZLARA BOYUN EĞEREK YAŞAYAMAM

Bakın hele, şu soysuz oğlu soysuza (İbn Zİyad)! Beni kılıçtan ve zilletten birini tercih etmekle karşı karşıya bırakıyor! Zillet nere, biz nere! Ne Allah, ne Resulü ve ne de müminler bizden böyle bir küçülmeyi beklemez. Tertemiz ve şerefli kişiler, izzetli nefisler, soylular gibi onurluca yere yıkılmak dururken soysuz alçaklara boyun eğerek yaşamayı yeğlemezler.

Ordusunun etkilenip gevşemeye başladığını gören Sa’d oğlu Ömer, öfkeyle haykırıp saldırı emri verdi: “Hey! Ne bekliyorsunuz! Saldırsanıza! Hüseyin’le adamlarının küçücük bir lokma olduğunu görmüyor musunuz?”

HÜR TÖVBE EDİYOR VE YEZİT ORDUSUNU TERK EDİYOR

İşin bu yere varacağını aklının ucundan bile geçirmeyen Hür, bu emir üzerine Ömer’e yaklaşarak: “Sen Hüseyin’le savaşacak mısın gerçekten?” diye sordu. Sa’d oğlu Ömer: “Bana kalsa bunu yapmazdım.” dedi, “Ama senin de komutanın olan İbn Ziyad barışçı bir çözüm istemiyor!”

ALLAH’IM BENİ AFFET!

Gerçekten hür yaradılışlı bir karaktere sahip olan Hür, ordudan uzaklaşıp İmam’ın kervanına yaklaşmaya başladı. Ansızın atını mahmuzlayarak İmam’ın kervanına doğru doludizgin ilerlemeye başladı. Kervana ulaştığında, ellerini çaprazlama göğsüne bastırıp, af dilemek için İmam’la görüşmek istediğini söyledi. Bir yandan da istiğfar ediyor, sürekli: “Allah’ım, beni affet, ne olur, beni affet!” diyordu. Onun doludizgin kervana yaklaştığını gören İmam’ın yarenleri önce bunun bir saldırı olduğunu sanarak önüne dikilmiş, ama iyice yaklaşınca elinde silah değil, kalkanını tuttuğunu, aman dilemek için de kalkanını ters çevirdiğini gördüklerinde, onu İmam’a götürmüşlerdi.

Hür, İmam’ı görünce, gözyaşları içinde: “Ey Allah Resulü’nün biricik evladı, uğruna canım feda!” dedi, “Senin yolunu kesip geri dönmene engel olan ve bu bela diyarında bu hâllere düşmene sebep olan benim! Bu insanların sana bunu yapacağı aklımın ucundan bile geçmezdi! Yemin ederim, eğer böyle yapacaklarını bilsem, size asla engel olmazdım! Yaptığıma pişmanım ve Rabbimin beni affetmesini diliyorum. Rabbim tövbemi kabul eder mi?”

RABBİN TÖVBENİ KABUL EDER VE SEN BAĞIŞLAR

İmam şefkatle: “Evet, Rabbin bu tövbeyi kabul eder ve seni bağışlar. Atından inip biraz dinlen.” Hür: “At üzerinde daha iyi savaşırım. Nasılsa iş bittiğinde, atımdan inmiş olacağım!” dedi. İmam: “Allah sana rahmet etsin.” buyurdu, “Nasıl maslahat görüyorsan öyle davran!”

KIYAMET GÜNÜ SUSUZ KALACAKSINIZ!

Hür, İmam’ın kendisini affetmesi üzerine hiç vakit kaybetmeden atını Kûfe ordusunun üzerine sürdü; iyice yaklaşınca durup şöyle haykırdı:

“Analarınız yasınızda ağlasın ey gafiller! Bu salih ve yiğit insanı kendiniz davet ettiniz, bizzat sizler onu buraya çağırdınız. Gelince de tutup düşmanlarınıza verdiniz ve yapayalnız bırakıp onun karşısına dikildiniz! Onun uğrunda cihat edeceğinizi vaat ettiğiniz hâlde, hile yapıp onu öldürmek için elbirliğiyle bir araya toplandınız. Onunla savaşa giriştiniz, etrafını kuşatıp yolunu kestiniz ve hiçbir yere gitmesine izin vermediniz. Tıpkı esirler gibi davrandınız ona, hiçbir şey yapmasına müsaade etmediniz. Yahudilerle Hıristiyanların istedikleri kadar su içtiği, köpeklerle yaban domuzlarının bile dilediklerince içine dalıp çıktığı Fırat’ın suyunu ona, ailesine, kadınlara ve çocuklara kestiniz. Evet, işte şuracıkta, Resulullah’ın ailesi susuzluktan kıvranıyor! Gerçekten de sizler, peygamberinden sonra sapan pek çirkin bir ümmet oldunuz. Susuzluk günü -kıyamet- gelip çattığında, Rabbim size su vermeyecektir!”

Bu konuşma üzerine, kalabalık bir grup, Hürr’ü ok yağmuruna tuttu. Hür geri dönüp İmam’a gitti. Bu sırada Sa’d oğlu Ömer, kölesi Derid’e sancağı öne çıkarmasını söyledi, sonra da yayına yerleştirdiği bir oku İmam’ın ordugâhına doğru atarak: “Hey!” dedi yanındaki katiller sürüsüne: “Şahit olun, tamam mı? Hüseyin’in kervanına ilk oku atan benim!”

YEZİT ORDUSU İMAM HÜSEYİN’İN KAFİLESİNE OK YAĞDIRIYOR

Ardından askerleri, İmam’ın ordugâhını ok yağmuruna tuttular. Binlerce ok yağmur gibi yağıyordu kervandaki bir avuç insanın üzerine. Bunu gören İmam Hüseyin arkadaşlarına şöyle buyurdu: “Allah’ın rahmeti üzerinize olsun, kaçınılmaz ölüme doğru kalkın! Şu oklar, düşmanın size gönderdiği elçilerdir.”

İmam’ın emri üzerine kervandaki yiğitler karşılarındaki dev orduya karşı amansız bir saldırıya giriştiler. Kısa aralıklarla birkaç kez düşmanın kalbine doğru ilerlemeyi başardılar. Bu kanlı ve kıyasıya vuruşmalarda düşman çok kayıp vermiş, İmam’ın arkadaşlarından da bazıları şehit düşmüştü.

ÖĞLE VAKTİ SAVAŞ BAŞLADI

Derken vakit öğleye yaklaştı. İmam’ın teslimiyet zillete asla katlanmayacağı, İbn Ziyad’ın da kin ve düşmanlıktan vazgeçmeyeceği artık kesinleşmişti. Bu nedenle öğleye doğru her iki taraf da savaşa karar verdi. Törelere göre savaşçılar meydana çıkacaktı. Kûfe ordusundan savaşı başlatmak için meydana çıkan ilk kişi, Ziyad b. Ebih’in kölesi Yesar oldu. Sonra İbn Ziyad’ın kölesi Salim de ona katıldı ve sırt sırta vererek savaşçı istediler.

İmam’ın arkadaşlarından Abdullah b. Umeyr el-Kelbî bu ikiliye tek başına karşı çıktı ve ilk hamlede Yesar’ı yere serdi. Salim, onu korumak için saldırıp Abdullah’ın sol elinin parmaklarını kestiyse de, Abdullah ani bir hamleyle onu da saf dışı bırakmayı başardı.

Böylece savaş resmen başlamış oluyordu. Amr b. Haccac komutasındaki birlikler, İmam’ın ordugâhının sağ cenahına karşı saldırıya geçtiler. İmam’ın ashabı hemen diz çöküp mızraklarının ucunu onlara doğru uzatıp saplarını yere dikti. Böylece düşman atlıları bu savunmayı aşamayıp geri döndüler. Bu sırada İmam’ın yarenlerinin okları birçoğunu yere devirdi, bir kısmı da yaralı olarak kaçmayı yeğledi.

DÜNYA VE AHİRETTE HÜRSÜN SEN…

Savaş giderek kızışıyordu. Hür b. Yezid er-Riyahî, Sa’d oğlu Ömer’in ordusuna saldırarak kahramanca çarpıştı; çok sayıda düşmanı öldürüp birçoğunu da yaraladıktan sonra şehit düştü. Yaraları henüz kanamaktayken İmam Hüseyin onun başucuna gelip: “Dünya ve ahirette hürsün sen. Tıpkı ismin gibi kendin de hürsün!”

© ekvatorhaber.com Lütfen haber ve içerikleri kaynak belirterek kullanınız ve bağlantı linki veriniz.