erkinses reklam
erkinses reklam

Ekvator Haber

İktidarın tarikat, tekke ve zaviye ilişkisi

İktidarın tarikat, tekke ve zaviye ilişkisi
85
28 Haziran 2019 - 13:09

Son bir kaç yıldır Türkiye tarikat ve cemaatlerin devletin içine sızdığını, millet vekili, bakan, asker, polis, bürokrat olduklarını veya bu makamda bulunanlar ile ilişkileri olduğunu biliyor. AKP ile birlikte Türkiye’de tarikat ve cemaatlerin yıldızı parladı. Peki devlet neden cemaat ve tarikatları güçlendiriyor? Tekke ve zaviyeler yeniden mi açılacak? İktidarın tarikatlarla olan ilişkisi nedir? Atatürk, Tekke ve zaviyeleri neden kapattı? Başkanlık sisteminin geleceğinin teminatı tarikat, cemaat, tekke, zaviye, mürit, şeyh, mürit ve Allah yerine şeyhe kul olanlar mı?

Türkiye’deki tarikat ve cemaatlerin şeyhleri

1071 Malazgirt Zaferi ile Anadolu’yu topraklarına katan Selçuklu Devleti, Anadolu yaşayan Türklerin güvencesi ve umudu olmuştu. Bununla birlikte Türkistan’da yaşayan Türk nüfusun da Anadolu’ya göçü başladı.

Ancak altını çizmekte yara var ki Türkiye’nin pek çok bölgesinde yapılan kazılarda Türklerin Anadolu’daki tarihi 5 binli yılları aşıyor. İlgi duyanlar şu haberi kesinlikle okumalılar: Türkler Anadolu’ya 1071’de gelmedi

Moğolların saldırıları 1218-1220 ile bu göçü daha da hızlandırdı. Ancak Anadolu gerek Bizans, gerek haçlı, gerekse Rum ve Gürcü saldırılarından dolayı harap vaziyetteydi.

TARİKATLARI DEVLET GÜDÜMÜNE SOKAN İLK TÜRK DEVLETİ SELÇUKLULAR

Anadolu’ya gelen Türk nüfus için en büyük problem, yerleşik hayatın sağlanması, atıl vaziyetteki toprağın “şenlendirilmesi”, iç güvenliğin sağlanarak düzenin korunması, yeni vatanın Türk ve İslam kimliğine sokulması idi. Bu sıkıntıların giderilmesi için Selçuklu “Umera” ve “Ulema”sı devletin tüm imkanlarını seferber ederken, devlete yardım edebilecek tarikatlar ve bunlara bağlı tekke ve zaviyeler de yardıma çağrıldı.

İslam’ı ve Türk kültürünü yayarken, diğer taraftan tekke ve zaviyelerin etrafında yer alan arazileri ekip biçmeye, şenlendirmeye, çeşitli “derbent” (geçit) ve “ribat”ları (askeri merkez) koruyarak iç güvenliği sağlamış, “diğer taraftan ise muharip bir güç gibi fütühatlara katılarak “Alp”, “Eren”, “Alperen”, “Gazi”, “Abdalan-ı Rum”, “Baba” gibi ünvan ve sıfatlar almaya başladılar. Devletin büyük yükünü sırtlandılar. Nüfus artıyor, tarım hayvancılık ticaret geliri yükseliyor, güvenlik sağlanıyordu.

OSMANLI TARİKATLARI TEKKE VE ZAVİYELER

Osmanlı da, Selçuklu ve beyliklerden gördüğünü yaptı.

1- Tarikatların varlığı kabul edilecek.

2- Yeni bölgelere tarikatlar yerleştirilecek.

Tarikatların tekke ve zaviyelerin sayıları arttıkça, devlet kesenin ağzını açmak zorunda kalıyordu. Hazineye yük artınca farklı bir yönteme geçildi. Devlet arazileri tekkelere vakfedilmeye başlandı. Fatih’in Bursa’da Emir Sultan için cami, türbe ve zaviye yaptırıp, köy, mezraa ve bahçe vakfettiği de bilinen bir husustur. Devletin beli bükülmeye başlamış, tarikat ve devlet arasında, çıkar hesapları, kâr mı zarar mı muhasebesi tutulmaya başlamıştı.

DEVLET İŞ GÖREN TARİKAT İLE ÇALIŞTI, MÜRİDİ VE GELİRİ AZ OLANLARI GÜÇLÜ TARİKATLAR ELİYLE YOK ETTİ

Devlet yeni bir politika üretti. Bütün tarikatları desteklemek yerine iş görenleri seçip diğerlerini kaldırmak. Tarikatlar kendi alimlerini öven, kerametlerini yarıştıran ve diğerini dinden atan söylemlerini arttırmaya başladı. “Halvetilik” ile “Nakşibendilik”in sentezi olarak Hacı Bayram Veli tarafından kurulup “Bayramilik” adıyla yayılmaya başlayan “Bayramiye Tarikatı” için 1416 tarihlerinde yapılan tekke ve zaviye imparatorluğun yıkılışına kadar destek gördü. Aynı şekilde Ankara’da bulunan Taceddin Veli Zaviyesi, Baba Samut Zaviyesi, Bacım Sultan Tekkesi, Mevlana Tekkesi Osmanlı’nın yıkılışına kadar desteklenenler arasındaydı.

OSMANLI PADİŞAHLARININ TARİKATLARI

Osman ve Orhan Gazi’nin, Süleyman Paşa’nın, Murat Hüdavendigar ve Yıldırım Beyazıt’in Ahilere; II. Murat’ın, Fatih ve II. Bayezit’in Bayrami, Halveti, Nakşi ve KadiriIere; III. Selim, II. Mahmut ve Abdulaziz’in Mevlevilere yakın oldukları bilinmektedir.

Tekke ve zaviyelerin devlet politikası gereği birbirine kırdırılması, ümmet içinde tarikatlara güveni azalttı. Ümmeti camilere çekmeye başlayan Osmanlı, bu kez tarikat liderlerini, camilere imam atamaya başladı. Tabi ki tarikat imamları Kur’an’a göre değil, tasavvuflarına ve kendi prensiplerine uygun olan bir dini halka anlatmaya başladı. Din her geçen gün yozlaştı. Kerameti olanların yaptıkları ibadetler, cemaate din diye anlatılır oldu. Bu uygulama 600 sene sonra insanların din yerine rivayetleri, Kur’an yerine ilmihalleri yüceltmesine sebep oldu. Devlet destekli tarikatların her yaptığı İslam dışı uygulamalar, alim ulema tarafından yapılmasından dolayı eleştirilemez oldu. ‘Falanca alimin bir bildiği vardır. Onlar Allah’ın velileri ve keramet sahipleri’ diye anılmaya başladı.

MUAVİYE’DEN GÜNÜMÜZE DEVLETE İTAATİN ADI EHLİ SÜNNET VEL CEMAAT

Kur’an’da Hz. Meryem’in bir takım anlaşılmaz deneyimler yaşamasını fırsat bilen kişiler, “aha! İşte nebiler dışında keramet sahibi veliler vardır” diyerek kendilerine dayanak buldular.

Tarikat önderlerini kerametleri ile yerlere göklere sığdıramaz oldular. Devlet ve tarikat birlikteliği öncelikle devletin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik başlamış ancak her geçen sene tarikat daha karlı çıkmış, hazineyi yorar olmuştur. Devlet üzerindeki yükü atmak için aralarında kendi işine gelenleri seçmiş onları desteklemiştir. Seçilen tarikat Ehli Sünnet adı ile devlete itaate yönlendiren, dinde olmayan hikaye ve rivayetlerle halkı uyuşturmuştur.

Devlet, bilgili, “tarikat, Tekke ve Zaviye Şeyhleri”nden bazılarını medreselere “müderris” olarak atarken, bazı “müderrisleri”de buralara “Post-Nişin-Şeyh” olarak atamaktaydı. Eğitimde “Şeriatla-Tarikatın”, “Hakikatla-Şeriat”ın birleştirildiği, örgün ve yaygın eğitimle “Kamil insan”, “Kamil Müslüman” yetiştirme yolunun benimsendiği gözlenmektedir.

OSMANLARI PADİŞAHLARI TARİKATLARDAN ÇIKAR SAĞLIYORDU

Osmanlı yöneticileri, kendi felsefesini benimsemiş “Tarikat, Tekke ve Zaviyeler”den hukuki, idari, askeri, beledi ve eğitim açısından geniş ölçüde istifade etmiştir. Onlar da hem Miri Hazineden hem de özel servetlerden “ayni ve nakdi yardım yapma, bütün veya bazı tekaliflerden muaf etme, nakit, menkul ve gayr-i menkul gelir kaynakları vakfetme” şeklinde maddi açıdan destekledikleri, Miri Hazinenin korunmasında da bunlardan istifade yolunun seçildiği gözlenmektedir.

“Tarikat, Tekke ve Zaviyeler” vakıf gelir kaynakları ile yapılan yardım paralarından elde ettikleri gelirleri, kendi müntesipleri olan mürit ve dervişlere sarf ederlerdi. Devlet, dini, hukuki, idari, eğitim, askeri, mali ve sosyal açılardan bu kurumlardan geniş ölçüde istifade ederken, “Ehl-i Sünnet” felsefesine ters düşmeyenleri de hukuki, idari, askeri ve mali açılardan geniş ölçüde destekleme yoluna gitmiştir. Osmanlı yönetimi, rasyonel bir yol izleyerek, bu dini ve sosyal topluluğu bir vakıa kabul etmiş, çatışmaya girmeden, inisiyatif kendisinde olmak kaydıyla, hem bunlardan istifade etmiş, hem de desteklemiş gözükmektedir.

TARİKATLAR NEDEN ATATÜRK VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NDEN NEFRET EDİYORLAR

Yeni kurulan cumhuriyet ise ayakları üzerinde durmak için bu tarikatlara bağışlanan gelirleri, arazileri, imtiyazları, rütbe ve mevkileri ellerinden aldı. Ehli Sünnet vel Cemaat sözü Muaviye’den bu yana ilk kez darbe yedi. Sandılar ki Atatürk onların eski sömürüsüne göz yumacak. Hem devleti hem dini sömüren bu asalak uydurukçular tekke ve zaviyeleri kapanınca etrafa saçıldılar. Bu güne kadar birbirlerini dinden atan tarikatlar tek vücut olup, Atatürk’ü ve yeni kurduğu düzeni dinsizlikle suçlamaya başladılar.

Kendi rahatlarını ve eski itibarlarını sağlayacak ülkelerle, partilerle iş birliğine girdiler. İktidarla iyi geçinerek, ne isterlerse aldılar ve ‘beraber yürüdüler bu yollarda.’ Ne zaman iktidara yön yada yol verecek kadar kuvvetlenseler yine bir darbe yerler. Ancak keramet bu ya hiç yok olmaz, her dönem karşımıza çıkarlar…

TEKKE VE ZAVİYELER NEDEN KAPATILDI?

Osmanlı döneminde tekkeler, gitgide, çalışmaksızın tevekkül* felsefesini işleyen yerler haline dönüşmüştü; halbuki insanları daha yaşarken dünyadan uzaklaştırıp onları uhrevî âleme çekmek, çağdaş yaşam ile bağdaşamazdı.

Toplum yeni bir enerjiye, yeni bir atılıma gereksinim gösteriyor; çağdaş yaşam, insanları çalışmaya, bu çalışmanın yaşarken ödülünü almaya çağırıyordu. Türbeler ise türbedarlar eliyle ölmüş kişilerin manevî varlığından çıkar sağlamaya çalışılan, çalışmaksızın onlardan medet umulan odaklar haline getirilmişti. Ayrıca tekke ve zaviyelerin başında bulunanlar siyasal amaçlarla ve çoğu kez dini siyasete âlet ederek masum vatandaşları suça yöneltiyorlardı.

Türkiye Cumhuriyeti artık, şeyhler, dervişler ve müritler memleketi olamazdı. İşte 30 Kasım 1925’te kabul edilen bir yasayla tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı; türbedarlıklar ile şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik vb. birtakım unvanlar kaldırıldı. Daha fazla araştırma için buraya tıklayınız

Arif Konuşur / Ekvator Haber

İLGİLİ MAKALE

Tarikat ve keramet sahibi süper kahramanlar

© ekvatorhaber.com Lütfen haber ve içerikleri kaynak belirterek kullanınız ve bağlantı linki veriniz.