Ekvator Haber

Doğumundan kıyamına İmam Hüseyin

Doğumundan kıyamına İmam Hüseyin
Avatar
Ragıp Kamil İlbeyi( ilbeyi@ekvatorhaber.com )
Bağımsız gazeteci ve İslam teoloğu
2
11 Eylül 2018 - 15:03

KENDİSİNE SEVGİYİ İLKE EDİNEN RAHMET VE MERHAMETİN KAYNAĞI YÜCE ALLAH’IN ADIYLA

İmam Hüseyin diyor ki; “Allah’tan başka sığınağı olmayan kimseye zulüm etmekten sakın.” Biharu’l- Envar, c. 78, s. 118.

İmam Hüseyin’in Doğumu

Hüseyin bin Ali, Hicrettin 4. Yılında Şaban ayının üçünde vahiy evinde Medine’de dünyaya gelmiştir. Doğum tarihi Miladi takvime göre 626 yılına denk gelmektedir.
İmam Hüseyin Hicri 61. Yılda 10 Muharrem’de Miladi 10 Ekim 680 tarihinde Irak’ın Kerbela olarak adlandırılan Fırat Nehri kenarındaki çölde şehit edilmiştir.
İmam Hüseyin Hz. Muhammed’in torunu, Hz. Fatıma ile İmam Ali’nin ikinci çocuğu İmam Hasan’ın kardeşidir. İmam Hüseyin meşhur aba veya kisa diye adlandırılan ashabın beşincisidir. Aba, Kisa veya Türkçesi ile hırka hadisine kısaca değinmekte fayda vardır.

Azhap Suresi 33. Ayet ve Ehlibeyt

‘Allah ancak siz Ehlibeyt’ten her türlü kötülüğü gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.’ Ayeti nazil olduğunda (Azhap 33) ki bu ayete Tathir yani temizleme, pak da denilmektedir Allah’ın elçisi İmam Ali’yi, İmam Hasan’ı İmam Hüseyin’i ve Hz. Fatıma Zehra’yı yanına çağırdı. Onları yöresel ve oldukça geniş olan hırkasının altında topladı ve

“Bunlar benim Ehlibeyt’imdir. Allah’ım, her türlü kötülük, pislik, hata ve günahı bunlardan uzaklaştır ve bunları tertemiz kıl” dedi. Bu aslında Allah’ın buyurduğunu açıklamak ve Allah ile ahitleşmek Müslümanlara uyulması gereken hidayet önderlerinin kimler olduğunu belli etmek amacı taşıyordu.

Allah ancak Ehlibeyt’in masum olduğunu beyan ederken Muhammed peygamber bu çağrıya ‘Allah’ım bunlardır benim Ehlibeyt’im’ diyerek, Ehlibeyt’in peygamberin eşleri, sahabeler, halifeler veya Müslümanlar değil, kendisi ile birlikte abanın altındaki diğer dört kişi olan Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin olduğunu açıkça ifade ediyordu.

Hatta bu olayı nakleden ravilerden olan Ümmü Seleme ‘Ey Allah’ın elçisi ben senin Ehlibeyt’inden yani ev halkından değil miyim’ diye sormuş, o da örtünün altına girmek istemiş ancak Muhammed peygamber onun hayır ve bereket üzere olduğunu ancak Ehlibeyt’in bunlar olduğunu beyan etmiştir. İşte bu gerçek bizlere şunu açıkça ifade ediyor ki Allah uyulması ve takip edilmesi gereken kişilerin Ehlibeyt olduğunu, Hz. Muhammed ise Ehlibeyt’in kendisi ve Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin olduğunu beyan etmiştir. Yani kendisine Müslüman’ım diyen bir insan mutlaka Ehlibeyt’in yolunu yol edinmelidir. Bunun dışındaki yollar sonu görünmeyen çıkmaz sokaklar veya bataklıklardır.

Muhammed aleyhisselamın İki Çiçeği (Reyhanı)

İmam Hüseyin, 12 İmamın üçüncüsüdür. Hz. Muhammed’in, İmam Hasan ve İmam Hüseyin’e büyük ilgisi vardı. ‘Hüseyin bendendir bende Hüseyin’denim, Hüseyin’in eti etim, kanı kanım, canı canımdır, Hasan ve Hüseyin benim reyhan kokulu evlatlarım, Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendileridir’ gibi pek çok önemli sözleri bulunmaktadır.

Hz. Muhammed kendi soyunun İmam Hasan ve Hüseyin’den devam edeceğini buyurmuş ve onlara oğullarım demiştir. Tarihi kaynaklar bizlere Hz. Muhammed dünyasını değişene kadar İmam Hasan ve Hüseyin’in, Hz. Muhammed baba dediklerini, kendi babaları olan İmam Ali’ye ise künyesi ile hitap ettiklerini söylemektedir.

İmam Hüseyin, Sıffin, Cemel ve Nehrevan savaşlarında babasının yanında yer alarak savaşmıştır. İmam Hasan’ın imameti döneminde kardeşine tabi olmuş ve Muaviye hayatta olduğu sürece ağabeyi İmam Hasan’ın barış antlaşmasına sadık kalmıştır. İmam Hasan’ın barış anlaşması ise çok önemli ve ayrıca üzerinde durulması gereken bir konudur. Ancak kısaca ve ön bilgi olması için şunu anlatmak isterim.

İmam Hasan imameti döneminde Şam’da isyan eden ve bir ordu ile savaş hazırlıkları yapan ve hilafeti gasp etmeye ve bu uğurda kan akıtmaya kararlı olan Ebu Süfyan oğlu Muaviye ile barış yapmaya zorlanmıştır. İmam Hasan, Muaviye’nin kendi üzerine ordu toplası sonrası çevresindeki kendisine biat eden ileri gelenlerin yoğun baskıları sonucu savaş için hazırlıklara başlamış ve ordusu ile Muaviye’nin üzerine sefer düzenlemiştir.


Elbette İmam Hasan kimsenin kanının akmasını istemiyordu ancak hidayetin önünde büyük bir engel vardı ve münafık bir ordu savaşa hazırlanıyordu. İmam Hasan’ı savaşa teşvik eden komutan ve ileri gelenler bir bir saf değiştirip Muaviye’nin yanında yer aldılar. Muaviye kendi saflarına geçenlere ve savaşta tarafsız kalmayı seçenlere yüklü miktarda rüşvetler veriyor bu nedenle İmam Hasan yalnız kalıyordu. Aşiretler satın alınıyor, İmam Hasan sistematik bir şekilde yalnız bırakılıyordu. İşte böyle bir durumda Muaviye İmam Hasan’ı barışa zorluyor, taraflar arasında bir anlaşma yapılıyor ve bu anlaşma daha sonra yine Muaviye tarafından bozuluyordu.

İmam Hasan’ın çadırı kendi ordusundaki dönekler tarafından ateşe veriliyor İmam yanmaktan zor kurtuluyordu. Muaviye, İmam Hasan’ın karısı Cade binti Eşas ile bir anlaşma yapıyor, İmam Hasan’ı öldürmesi karşılığında oğlu Yezit ile evlendireceğini, Yezit’in kendisinden sonra halife olacağını Cade’nin de böylelikle halife karısı olacağını söylüyor bunun karşılığında İmam Hasan’ı öldürmesini istiyordu.

Cade bu teklifi kabul etti ve İmam Hasan’a zehirli bir içecek sundu. İmam Hasan karısının suikastı sonucu iç organları parçalanarak, 28 Safer Hicri 49 / Miladi 6 Nisan 669 tarihinde Medine’de şehit oldu.

İmam Hasan, dedesi Muhammed aleyhisselamın yanına defnedilmek istendi ancak Ebubekir Kuhafe’nin kızı Aişe buna izin vermedi. Hz. Muhammed ve Ehlibeyt’ine kinleri ile meşhur olanlar düşmanlıklarını son ana kadar sergiliyordu. Mervan bin Hakem ve Ümeyyeoğulları ile onlara taraf olanlar cenazenin önünü kestiler ve İmam Hasan’ın tabutuna ok yağdırmaya başladılar. Tarihi kaynaklar okların bir kısmının İmam Hasan’ın bedenine geldiğini ve kan sızdığını yazmaktadır.

İmam Hüseyin, ağabeyi İmam Hasan’ı bu nedenle Cennetul Baki mezarlığına defnetmiştir. Ayrıca Cennetül Baki’de dört Ehlibeyt imamı yatmaktadır. Onlar; İmam Hasan Müçteba, İmam Zeynulabidin, İmam Muhammed Bakır ve İmam Cafer Sadık’dır.

Vahhabilerin Ehlibeyt ve İslam Düşmanlığı

İngilizler tarafından desteklenerek kurulan, radikal ve İslam dışı ideolojiye sahip olan selefi vahhabiler ise 1925 yılında Cennet-ül Bakî’deki tüm mescidleri ve Ehlibeyt’in türbelerini yıkmış ve mezarları tarumar etmiş Ehlibeyt ve sahabe mezarlarının taşlarını dahi sökmüştür. Bugün Cennetül Baki’de Ehlibeyt ve bazı sahabeler hariç kimin kim olduğu nerede yattığı bilinmemektedir. Vahhabiler iş makinelerini peygamber mescidine doğru çevirmiş, bölgedeki insanların ve çeşitli İslam ülkelerinin tepkileri üzerine Mescidi Nebevi yıkılmamıştır.

İmam Hasan ve İmam Hüseyin’e İsimlerinin Verilmesi

İmam Hüseyin’in yaşamı ile devam edelim. İmam Hasan ve İmam Hüseyin’in isimlerini dedeleri Muhammed aleyhisselam koymuştur. Hasan ismi Hüseyin isminin musaggarıdır. Her ikisinin ortak noktası Hüsün veya Husun olmalarıdır.
Hasan, güzellik ve iyilik anlamlarına gelirken Hüseyin’de benzer anlamları muhteva ettiği gibi; küçük sevgili, ruh ve madde güzelliği anlamlarına da gelmektedir.

Hasan adı ‘Hasaneten’ yani iyilik ve türevleri anlamıyla Kuran’da da geçmektedir. Musaggarda kelimeyi küçültmek olarak açıklanırsa her iki isimde Kuranî isimlerdendir.
Bazı kaynaklar isimlerin ilahi bir ilham ile Allah tarafından seçildiğini belirtmektedir. Resulullah’ın topluma ilan ederek şöyle söylediği nakledilir.

“Ben, bu iki evladımın adlarını Hasan ve Hüseyin koymaya emredildim.” “Harun, iki oğlunun adını Şubber ve Şubeyr koydu ve ben de bu iki evladımın adlarını Harun’un çocuklarına koyduğu adların aynısı olan Hasan ve Hüseyin olarak koyuyorum.”
Bazı rivayetlerde Hasan ve Hüseyin isimlerinin, Hz. Harun’un (a.s) iki oğlunun adı olan Şubber ve Şubeyr isimlerinin muadili olduğu zikredilmiştir.

Hz. Harun’a verilen nispet yani bağlantı önemlidir ancak birçok aydının gözünden kaçmaktadır. Birçok eser şu hadisi nakletmektedir. Resulullah, İmam Ali için şöyle buyurmuştur: “Sen, bana oranla konumunun Harun’un Musa’yla konumu gibi olmasından hoşnut değil misin? Sadece sen Peygamber değilsin. Sen halifem olmadıkça bana gitmek yakışmaz.” Kaynakların bir kısmı hadisin son cümlesine yer vermemiştir.
İşte Allah’ın elçisi kendisi ve İmam Ali arasındaki ilişkiyi insanlar daha iyi anlasın diye iki kardeş peygamberi örnek veriyor. Zaten sen peygamber değilsin demesinin nedeni de bu. Çünkü Harun ve Musa iki kardeş ve ikisi de peygamber.

Ancak İslam inancında peygamberin konumu ve görevleri ile imamın görevleri ve konumu farklıdır. Bunu ise başka bir sohbette açıklamak uygun olur. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e ise Hz. Harun’un çocuklarının isimlerini veya onlara benzeyen iki ismi koyuyor ve az önce naklettiğim sözleri söylüyor. Mutlaka üzerinde derin derin düşünülmesi gereken bir konudur.

İmam Hüseyin’in Künyesi

İmam Hüseyin’in künyesi Hz. Muhammed tarafından “Ebu Abdullah” olarak seçilmiştir. Ebu Abdullah; Allah’ın kullarının babası manasına gelmektedir. Düşünürler bu künyenin verilme nedenini; Eğer İmam Hüseyin kıyam etmemiş olsaydı Allah’ın dininden hiçbir eser kalmayacaktı, bundan dolayı İmam Hüseyin Allah’ın bütün kullarının babası olarak kabul edilmiştir.
Ebu’ş-Şüheda (şehitler babası), Ebü’l Ehrar (özgürler babası) ve Ebu’l Mücahidin (Allah yolunda savaşan mücahitlerin babası) İmam Hüseyin’in diğer künyelerindendir.

İmam Hüseyin’in Lakapları

İmam Hüseyin’in çok sayıda lakabı da vardır. “Seyyid-Şebab-i Ehli Cennet” bu gibi lakaplar çoğunlukla kardeşi İmam Hasan’a (a.s) verilen lakaplarla ortaktır. İmamın kendine has lakapları ise; Zeki, Tayyip, Vafi, Seyyid, Mübarek, Nafi, ed-Delilu ale zatullah (Allah’ın varlığına delil), Raşit, et-Tabiu Li-Merzatillah (Allah’ın rızasına tabi) İmam Hüseyin’in lakaplarındandır.

İmam Hüseyin’in Eşleri ve Çocukları

Tarihi veriler bizlere İmam Hüseyin’in çeşitli dönemlerde beş evlilik yaptığını söylemektedir. Şehribanu, İmam Zeynelabidin’in annesidir.

Rubab İmreu’l Kays, Ali Askar, Sekine ve Abdullah’ın annesidir. Abdullah yani Ali Askar Aşura günü süt kokulu bir kundağa sarılı halde Ömer bin Sa’d ordusundaki Hermele bin Kâhil Esedi isimli okçu tarafından 3 başlı bir ok ile boğazından vurularak şehit edilmiştir. Rubab, Kerbela’da esir edilen Hz. Muhammed’in gelinidir.

Mes’ud Sakafi’nin kızı olan Leyla Ali Ekber’in annesidir. İmam Hüseyin’in, Ümmü İshak adındaki eşinden Fatıma isminde bir kızı vardır. Sülafe’nin ismi bazı kaynaklarda Melume olarak geçmektedir. Cafer adında bir evlat sahibidir. Böylelikle kaynaklar bizlere İmam Hüseyin’in 4 erkek ve 2 kız olmak üzere 6 çocuğunun olduğunu ancak bazı kaynaklar ise 6 erkek ve 3 kız olmak üzere 9 evladının olduğunu belirtmiştir.

Hz. Muhammed’in İmam Hüseyin Hakkındaki Sözleri

Muhammed aleyhisselam çeşitli dönemlerde İmam Hüseyin hakkında önemli sözler söylemiştir. Onlardan bazıları şunlardır.

Ya’la Amiri, Hz. Peygamber’den s.a.a. şöyle rivayet etmiştir: “Hüseyin bendendir ve ben Hüseyin’denim; Allah onu seveni sevsin. Hasan ve Hüseyin peygamber torunlardan iki torundur.”

Selman-ı Farisi’den nakledildiğine göre Hz. Muhammed, Hz. Hüseyin’i dizleri üzerine oturtur, onu öper ve şöyle buyururdu:
“Sen seyyit oğlu seyyit ve seyyitlerin babasısın; Sen imam, imam oğlu ve imamların babasısın; Sen Allah’ın hüccetinin oğlu ve sonuncuları kaim olan dokuz hüccetin babası olan hüccetsin.”

Yine Selman-ı Farisi’nin Hz. Resulü Ekrem’den naklettiği rivayette peygamber şöyle buyurmuştur:
“Ey Selman! Herhangi birisi bunları severse, beni sevmiştir ve her kim beni severse, Allah’ı sevmiştir.” Sonra ellerini Hüseyin’in omuzları üzerine koyarak şöyle buyurdu: “Bu, imam oğlu imamdır. Onun neslinden olan 9 imam, emin ve masumdurlar. Onlardan dokuzuncusu onların kaim (kıyam edici,) olanlarıdır.

Hz. Resulü Ekrem, defalarca şöyle buyurmuştur: “Hasan ve Hüseyin benim çocuklarımdır. Onları seven beni sever, beni sevense Allah’ı sever, Allah’ı seveni de Allah cennete koyar. Onlara buğzeden bana buğzeder, bana buğzeden Allah’a buğzeder, Allah da kendisine buğzedeni, cehenneme atar.”

Buğz basit bir kelime ve tabir değildir.

Buğz bir insanın yapmaması gereken kötü özelliklerden bir tanesidir. Buğz, herhangi biri hakkında gizli düşmanlık beslemek, kalbi olarak soğukluk, kin duymak, nefret etmek anlamlarında kullanılır. Buğz çirkinlik ve kötülükleri barındıran bir kelimedir. Hal böyleyken Ehlibeyt’e buğzeden ve İmam Hüseyin’i katleden ve sonraki imamları da şehit eden bir zümrenin imanları yoktur. Bu iman ancak dil ile menfaat içindir ve Allah tarafından kabul olmadığı açıktır.

Ebu Hureyre de şöyle naklediyor; Hz. Resulullah söyledi ki: “Her kim bu iki çocuğumu Hasan ve Hüseyin’i severse, beni sevmiştir ve her kim onlara düşmanlık ederse, bana düşmanlık etmiştir.”

Hz. Muhammed, her haliyle dünya insanları için en güzel örnekti. O mükemmel bir baba ve dedeydi.

İmam Hasan veya İmam Hüseyin mescide geldiklerinde hutbesini yarıda keser, çocuklarını kucağına alır, onları dizine oturtur ve sohbet veya eğitim vermeye devam ederdi. Enes bin Malik şöyle rivayet etmiştir: “Allah Resulüne Ehlibeytinden en çok kimi seviyorsun?” Diye sorduklarında şöyle buyurdular: “Hasan ve Hüseyin’i.”

İşte bu kadar açık seçik olmasına İmam Hasan zehirlenerek, İmam Hüseyin bedenine aldığı onlarca kılıç ve ok yarası ile başı kesilerek şehit edildi. İşte sorgulanması gereken şudur ki bunu kim yaptı? Bunu yapanlar kendilerine ne diyordu? Nasıl bir insan böyle cinayetleri işleyebilir? Bu işi yapan, buna sessiz kalan, buna bir kılıf bulan, bu olayda tarafsız olduğunu iddia eden, maktule de katile de rahmet okuyan ve zalime karşı sesini çıkarmayan, yazmayan, konuşmayan çeşitli bahaneler üreten insanlar nasıl Müslüman olabilir?

Müslümanlık yalnız kelime-i şehadet getirmek ve bunu da kalp ile tasdik etmek gibi bir klişe tabir değildir.

İmam Hüseyin’in İmamet Dönemine Kadar Yaşamı

İmam Hüseyin’in ilk üç halife döneminde geri planda kalmayı seçmiş, hükümette görev üstlenmemiştir. Sakife ile başlayan halifelik süreci ve sonrasında yaşananlar Ehlibeyt için acı ve hüzün ile geçmiştir. Hz. Muhammed’in hatırasına yapılan derin saygısızlık, Hz. Muhammed henüz toprağa gömülmeden başlayan hilafet kavgası İslam tarihine kara bir leke olarak geçmiştir.

Bu hak gaspı döneminde İmam Hüseyin, ağabeyi İmam Hasan ve anneleri Hz. Fatıma Zehra ile birlikte, babası İmam Ali’nin hilafet hakkını geri almak için uğraşmış ve onlarla birlikte Bedir Savaşına katılanların evlerine tek tek giderek onlardan yardım istemişlerdir.

Bazı kaynaklarda rivayet edildiğine göre Ömer’in halifeliğinin ilk dönemlerinde İmam Hüseyin bir gün mescide girer ve Ömer’i Hz. Resulullah’ın minberinde konuşma yaparken görür. Konuşma sonunda yanına giderek şöyle der: “Babamın minberinden aşağı in ve kendi babanın minberine otur!” bu sözden sarsılarak şaşkına dönen Ömer ona şöyle der: “Babamın minberi yoktu.”
Elbette Ömer’in babasının bir minberi yoktu ama İmam Hüseyin’in babasının yani Muhammed Mustafa’nın bir minberi vardı. İşte burada İmam Hüseyin önemli bir hatırlatma yapmak istiyor ancak muhatabı olayın özünü kavramıyordu. Çünkü karşısında Hz. Muhammed’i bile dinlemeyen asabiyeti ve kabalığı ile meşhur bir adam vardı.

Ömer bin Hattap, Hz. Muhammed’e ölüm döşeğindeyken vasiyet yazmasını engelleyen ve Hz. Fatıma’nın kapısına dayanan ve bu kapıyı ateşe veren kişidir. Tüm söylediklerim Sünni tarih kitaplarında bulunmaktadır. Şia kaynakları ise ateşe verilen kapıdan ve Ömer Hattap ile Hz. Fatıma Zehra arasında yaşanan konuşmaya daha da yer verir ve bu kaynaklarda Hz. Muhsin’in şehadetinin de nasıl gerçekleştiği, Hz. Fatıma’nın Ömer’in sıkıştırması ile kapı arasında nasıl kaldığı, kapının çivilerin vücuduna nasıl girdiği, bebeği Muhsin’i nasıl düşürdüğü bu olaydan kısa bir süre nasıl öldüğü anlatılmaktadır.

Hz. Muhsin’in şahadeti bahsi Sünni tarih kitaplarında olmasa da, Hz. Fatıma’nın, Ebu Bekir bin Kuhafe ile Ömer bin Hattap’a hakkını helal etmediği ve bu şekilde şehit veya vefat ettiği Sünni ve Şii tarih kitaplarında yer almaktadır. Ayrıca Hz. Zehra’nın mezarı da belli değildir. Çünkü Hz. Fatıma hak ile batılın ayrılması ve insanların araştırıp gerçekleri sorgulamasına zemin hazırlamak için gece defnedilmeyi ve Ehlibeyt ile birkaç sadık sahabe haricinde kimsenin cenazesine katılmamasını vasiyet etmiş ve isteği yerine getirilmiştir.

Ebubekir ve Ömer’e duyduğu öfke, hem peygamberin kendilerine bıraktığı mirası örneğin Fedek gibi gasp edilmesi bununla kalmayıp halifeliğinde gasp edilmesidir. Hz. Fatıma, Ebubekir ve Ömer’e öfkeliydi ve onlara hakkını helal etmeden dünyadan ayrıldı. Hz. Fatıma’nın ayrıca bir de meşhur hutbesi vardır. Bu hutbe velayet ve imametin önemine, gasp edilen mevkilere ve çeşitli konulara temas eder. Dikkat ile incelenmesi gereken önemli bir hutbedir. Bir de şu ayrıntı önemlidir. Hz. Fatıma, babasının vefatı ile İslam inancının değiştirilmesinden, hilafetin ve Fedek’in gasp edilmesinden oldukça rahatsız ve hüzünlüydü. O şahadetine kadar neredeyse her gün ağladı ve babasına matem tuttu.

Halife Osman bin Affan’ın yapmış olduğu yanlış işler neticesinde sahabe ve tabiinden bir grup Osman’ı öldürmek için harekete geçmiş ve Osman’ın evini kuşatmıştı. İmam Hüseyin, kardeşi İmam Hasan ile birlikte babaları İmam Ali’nin emri ile diğer kardeşleri ile birlikte Osman b. Affan’ın çalışma ve yönetiminden rahatsız olmalarına rağmen, onu korumak için harekete geçmişler hatta yaşanan izdihamda yaralanmışlardır. Bu arada Osman evinde susuzluktan ölümü beklerken ona su getiren de İmam Ali’den başkası değildi.

Müminlerin Emiri Hz. Ali’nin şahadetinden sonra İmam Hasan Müslümanların halifesi olmuştur.

İmam Hasan’ın, 10 yıl süren imamet ve altı ay kadar süren hilafet döneminde, İmam Hüseyin her zaman İmam Hasan’ın yanında yer almış ve birlikte hareket etmiştir.

İmam Hüseyin, Hz. Hasan’ın Muaviye ile yaptığı barış antlaşmasından sonra ağabeyi ile birlikte Kufe’den göçerek Medine’de yaşamaya başlamışlardır.

İmam Hüseyin’in imamet döneminin çoğu Muaviye’nin hükümetiyle eş zamanlıdır. Muaviye’den sonra Yezit’in hükümetinin ilk yıllarında İmam Hüseyin şehit edilmiştir.
Bu dönem içerisinde, İmam Hüseyin, İmam Hasan’ın Muaviye ile yapmış olduğu anlaşmaya sadık kalmış, anlaşmayı çiğneyen taraf olmamıştır. Ancak bu dönemde açıkça veya gizli olarak imamet, hilafet hükümlerini ve hak halifenin taşıması gereken özellikleri Medine ve hac mevsiminde Mekke’de Mina’da yapmış olduğu toplantılarda açıklamaktaydı.

Muaviye, oğlu Yezit’in veliahtlığını sağlamlaştırmak için yaşadığı sürece çok çaba sarf etti. Medine’ye de bir sefer düzenlendi. İmam Hüseyin ve Medine’nin ileri gelenlerinden oğlu Yezit için biat almaya çalışmıştı. İmam Hüseyin’le görüşmek için yanına gitmiş ve Yezit’in veliahtlığını kabul etmesini istemiştir.
Ancak, İmam Hüseyin Muaviye’yi azarlamış ve Yezit’in liyakatsizliğini, nefsinin isteklerine düşkünlüğünü, zararlı ve günah olan arzularını ve şehvete düşkünlüğünü Yezit’in uygun bir insan olmadığını açıklamış Yezid’e biat etmeyen nadir kişilerden biri olarak hutbelerinde Muaviye’yi kesin bir şekilde kınamış ve eleştirmiştir.

Muaviye, İmam Hüseyin’i sürekli takip altında tutmuştur. İmam Hüseyin, Mekke, Medine ve çevre illerin halkları tarafından sevilen ve değer verilen bir şahsiyetti. Bu nedenle açıkça İmam Hüseyin’e karşı sert bir tutum içine giremiyor ancak İmam’ın kıyam etmesinden oldukça korkuyor bu nedenle sürekli İmam hakkında rapor topluyordu.

Muaviye, İmam Ali’nin ve İmam Hasan’ın şahadeti sonrası İmam Hüseyin ile çatışma yaşamasının kendisi için iyi sonuçlar doğurmayacağını biliyor, zahirde İmam Hüseyin’e saygı gösteriyor ve memurlarına da Resulullah evladına karışmamalarını ve ona saygısızlık etmemelerini emrediyordu. Birçok kaynağa göre Muaviye oğlu Yezid’e de İmam’a iyi davranmasını ve ondan biat almak için zorlamamasını öğütlemişti.

Muaviye’nin ölümü ile hilafet bir kez daha gasp edilmiş, Yezit’in ortalama 3 yıl süren dönemi başlamıştır. Tarihçi ve gezgin Mesudi bu dönemi şöyle anlatmaktadır: “Yezid’in yaşantısı ve tutumu Firavun’un tutumunun aynısıydı, hatta Firavun, adamlarına daha adil davranır ve genel ve özelin yanında daha insaflı bir tutum sergilerdi”

“Hükümetinin birinci yılında İmam Hüseyin’i ve Peygamber Ehlibeyt’ini öldürdü. İkinci yılında, Hz. Resulullah’ın hareminin saygınlığını çiğnedi ve üç gün boyunca ordusuna Medine’nin can, mal, namusunu helal etti. Binlerce insanı kılıçtan katletti. Üçüncü yılında rakipleri Mekke’ye sığındı diye Allah’ın kutsal saydığı bu topraklara saldırmaktan geri durmamış ve Kâbe’yi mancınıklarla taşlatıp, yerle bir edip ateşe verdi.” İşte tüm bunlar Yezit’in 3 yıllık saltanatında yaşandı.

Yezit babası kadar kurnaz değil siyasetten anlamayan biriydi. Eğlenceler düzenler, maymunlar oynatır, hayvanlara ve kadınlara eziyet eder, akrabası olan kadınları dahi taciz eder, şehvetperest davranışlar sergiler ve açıktan şarap içer ve sarhoş saraylı bir ayyaş olarak yaşardı. Hatta Mauviye şarap içmede aşırıya kaçmamasını ve halkın önünde kendisine daha dikkat etmesini telkin ederdi.

Muaviye, oğlunun kötü şöhretini düzeltmek adına Hicretin 51. Yılında Şam hacılarının lideri unvanı ile Yezit’i Mekke’ye gönderdi. Ancak hac seferinde de Yezit aleni bir şekilde şarap içmeye devam etmiş Medine’ye girdikten sonra bir de eğlence düzenlemiş ve ahlak sınırları aşmıştır.

Yezit âşıkları, Yezit’in savaşlara katılan hatta İstanbul’u kuşatan ve ordusunda bazı sahabelerinde olduğunu övünerek anlatır. Ancak durum bazı tarihçi geçinen yobazların anlattığından farklıdır.

Hicretin 52. Yılında Yezid, Muaviye’nin emri ile Şam Ordusu ile birlikte Rum topraklarına doğru sefere çıktı. Şam ordusu, Rum sınırlarına doğru harekete geçmiş, ancak Yezid, eşi Ümmü Külsüm ile birlikte Dir Murran denilen yerde konaklamış ve burada da ayyaşlığa devam etmiştir.

Ordu, Kazkazune bölgesinde kolera ve çiçek hastalığına yakalanarak ağır kayıplar vermiştir. Bunun haberini alan Yezit hiçbir şey yapmaz ve sarhoşluk ve vicdansızlığından aldığı cesaret ile Müslümanların kolera ve çiçek hastalığına yakalanarak ölmelerinden hiçbir şekilde üzüntü duymadığını ortaya koyan şiirler okur.

Bu yaşananlardan Muaviye haberdar olur, Yezid’e Müslümanların karargâhına giderek onlara katılması emrini verir. O da, zorla da olsa hareket ederek ordu ile birlikte Kostantiniye’ye gider. Ancak şehri fethedemeyerek geri dönmek zorunda kalırlar. Bu savaşa İbn Abbas, Abdullah b. Zübeyr, Eyyüp el Ensari ve başka önde gelen sahabelerde katılmıştır. Bu sefer Yezit’e fazilet kazandırmak için bazıları tarafından çarpıtılarak anlatılmaktadır.

Muaviye, oğlu Yezid’e Müslümanlardan biat almak için yoğun çaba sarf eder ve sonunda Hicretin 56. Yılında Yezid için halktan biat almayı başarır. Muaviye, Hicretin 60. yılında Recep ayının on beşinde Suriye’nin Dımeşk bölgesinde öldü.

Kendisine biat etmeyenlerden biat alma kararı alan Yezit, Medine valisi Velid bin Utbe’ye bir mektup yazarak “Hüseyin b. Ali, Abdullah b. Ömer ve Abdullah b. Zübeyr’den kendi hilafeti için biat almasını ve biat etmeyenlerin ise boyunlarını vurmasını istedi. Daha sonra bir mektup daha yazarak şunu da vurguladı: “Benim tarafımda olanların ve olmayanların adlarını bana yaz ve mektubun cevabını da Hüseyin bin Ali’nin başıyla bana gönder.”

Ragıp Kamil İlbeyi