Ekvator Haber

Doğumundan imamet dönemine İmam Hüseyin

Doğumundan imamet dönemine İmam Hüseyin
3
04 Eylül 2019 - 23:29

İmam Hüseyin soyu, Hüseyin b. Ali b. Ebu Talip b. Abdulmuttalib b. Haşim (a.s) olup, Haşimi ve Kureyşi’dir. Babası Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s), annesi mümin kadınların ön derlerinden Hz. Fatımatu’z Zehra (s.a), dedesi insanlık için güzel ahlakın canlı örneği olan Allah’ın son elçisi Hz. Muhammed Mustafa’dır (s.a.a). Hasan, Muhammed ve Abbas adında kardeşleri de vardır.

İmam Hüseyin (a.s), Medine’de dünyaya gelmiştir. Dünyaya geliş tarihini bazıları hicretin üçüncü yılı, bazıları ise dördüncü yılı olarak yazmışlardır. Lakin tarihçi ve muhaddisler arasında ortak görüş Hicretin dördüncü yılında dünyaya geldiği yönündedir. İmam Hüseyin’in (a.s), hangi gün dünyaya geldiği kesin olarak bilinmiyor. Öne çıkan görüşe göre, Şaban ayının üçünde dünyaya gelmiştir.3 İbn Sa’d’ın yazdığına göre, (Abbas b. Abdulmuttalib’in eşi) Ümmü Fazıl, Hz. Peygamberin (s.a.a) emri ile İmam Hüseyin’in dadılığını üstlenmiş ve bu şekilde İmam Hüseyin (a.s), Kusam b. Abbas’ın sütkardeşi olmuştur.

Hasan ve güzel anlamına gelen “Hüseyin” kelimesi “Hasan” kelimesinin musaggarıdır. Bu ismi ona Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) koymuştur.

İmam Hüseyin dünyaya geldiğinde Hz. Resulullah (s.a.a) tarafından künyesi Ebu Abdullah olarak konulmuştur. Ebu Abdullah; Allah’ın kullarının babası manasına gelmektedir. Bazıları bu künyenin verilme nedenini şöyle açıklamıştır: Eğer İmam Hüseyin (a.s) kıyam etmemiş olsaydı insanlığın kulluk etmeyeceği gibi, Allah’ın dininden hiçbir eser de kalmazdı; bundan dolayı İmam Hüseyin’i (a.s) Allah’ın bütün kullarının babası olarak kabul etmişlerdir.1 Ebu’ş Şüheda (şehitler babası), Ebü’l Ehrar (özgürler babası) ve Ebu’l Mücahidin (Allah yolunda savaşan mücahitlerin babası) İmam Hüseyin’in diğer künyelerindendir.

İmam Hüseyin’e (a.s), çok sayıda lakap verilmiştir. “Seyyidi Şebab-i Ehli Cennet” bu gibi lakaplar çoğunlukla kardeşi İmam Hasan’a (a.s) verilen lakaplarla müşterektir. İmamın has lakapları şunlardan ibarettir: Zeki, Tayyip, Vafi, Seyyid, Mübarek, Nafi, ed-Delilu ale zatullah (Allah’ın varlığına delil), Raşit, et-Tabiu Li-Merzatillah (Allah’ın rızasına tabi). İbn Talha Şafii, İmam Hüseyin’in (a.s) “Zeki” lakabının diğer lakaplardan daha meşhur olduğunu, “Seyyidi Şebab-i Ehl-i Cennet” lakabının ise onun en önemli lakabı olduğunu belirtmiştir. Şia İmamlarının bazı hadislerinde ise İmam Hüseyin (a.s), “Şehit” ve “Seyyidü’ş Şüheda” lakapları ile anılmıştır.

İmam Hüseyin’in hayatının aşamaları

İmam Hüseyin’in (a.s) hayatının ilk dönemi, dört aşamadan meydana gelmektedir:

•Dedesi (s.a.a) zamanındaki hayatı. Hicrî dördüncü yıldan onuncu yıla kadar sürer.

 •Üç halife zamanındaki hayatı. Hicrî on birinci yıldan otuz beşinci yıla kadar sürer.

•İmam Ali’nin hilafeti dönemindeki hayatı babasına (a.s) biat edildiği günden başlayarak İmam Ali’nin şehit edildiği güne kadar süren aşamadır. Hicrî otuz beşinci yıldan kırkıncı yıla kadar sürer.

• Kardeşi Hasan–ı Mücteba (a.s) zamanındaki hayatı. Yaklaşık olarak on yıl, yani hicrî kırkıncı yılın ramazan ayının sonlarından ellinci yılın safer ayının başlarına ya da sonlarına kadar sürer. Ki bu tarihte Hz. Hasan (a.s) şehit edilmiş ve ondan sonra İmam Hüseyin (a.s) görevi üstlenmiştir.

Hayatının ikinci dönemi ise, kardeşinin (a.s) şehit edilmesinden sonra başlar ve hicrî altmış birinci yılın muharrem ayının onunda (Aşura) Kerbelâ’da şehit edilmesiyle son bulur.

Bu dönemin de belirgin iki aşaması vardır:

•Muaviye’nin egemenliği dönemindeki hayatı

Bu süre boyunca Hz. Hüseyin, Muaviye ile varılan ateşkes ve saldırmazlık antlaşmasının şartlarına bağlı kalmıştır. Hem de Muaviye’nin İmam Hasan’a verdiği bütün sözleri ve kabul ettiği bütün şartları çiğnemiş olmasına rağmen. Zaten İmam Hasan’ı zehirletmesi, antlaşmanın bütün şartlarını ihlâl etmesi anlamına geliyordu. Bu ihaneti yaparken güttüğü amaç, en büyük rakibini ortadan kaldırmak ve fasık oğlu Yezid’in veliaht tayin edilmesinin yolunu açmaktı.

•Muaviye’nin, oğlu Yezid’i Müslümanların hâkimi olarak dayatması ve Muaviye’nin ölümünden sonra da Yezid’in Hüseyin’den (a.s) biat almaya çalışması ile başlar. Yezid’in amacı, babasının egemenlik döneminden bildiği muhalefetin köklerini kurutmaktır.

Bu olayla birlikte İmam Hüseyin’in küllenmiş bir volkan olan kıyamı başlar. Fıskın ve günahın patlayıp liderlik mekanizmasını ve yönetimi istila etmesiyle birlikte bu volkan da patlar. İmam (a.s), önce Medine’den Mekke’ye hareket eder. Oradan da Irak’a yönelir. Sabrını ve cihadını, Allah yolunda takdim ettiği tertemiz kanıyla, yakınları ve seçkin arkadaşlarının kanlarıyla taçlandırır.

İmam Hüseyin’in Muhammed peygamber ile birlikte geçen yaşamı

İmam Hüseyin (a.s), Hz. Peygamber (s.a.a) vefat ettiğinde yedi yaşındaydı. Ancak çocuk yaşta olmasına rağmen, Hz. Peygamberin (s.a.a) değerli Ehlibeyti ile birlikte tarihin önemli kesitlerinde yer almıştır. Örneğin Necran Hıristiyanları ile Mübahale, Kisa Ashabı olayında, İslam Peygamberine (s.a.a) biat ve mektup yazımında şahit olması gibi hadiselere örnek gösterebiliriz.

Kendisi her zaman Hz. Resulullah’ın (s.a.a) muhabbet ve inayetini görmüştür. Hz. Peygamber efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kuşkusuz Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendisidir.”

Ya’la Amiri, Hz. Peygamber Efendimizden (s.a.a) şöyle rivayet etmiştir:

“Hüseyin bendendir ve ben Hüseyin’denim; Allah onu seveni sevsin. Hasan ve Hüseyin peygamber torunlarından iki torundur.”

Selman-ı Farisi’nin Hz. Resulü Ekrem’den (s.a.a), naklettiği rivayette efendimiz şöyle buyurmuştur: “Ey Selman! Herhangi birisi bunları severse, beni sevmiştir ve her kim beni severse, Allah’ı sevmiştir.”

Hz. Resulü Ekrem (s.a.a), defalarca şöyle buyurmuştur: “Hasan ve Hüseyin benim çocuklarımdır. Onları seven beni sever, beni sevense Allah’ı sever, Allah’ı seveni de Allah cennete koyar. Onlara buğzeden bana buğzeder, bana buğzeden Allah’a buğzeder, Allah da kendisine buğzedeni, cehenneme atar.”

Ebu Hureyre ise Hz. Resulullah’tan (s.a.a) şöyle nakletmiştir: “Her kim bu iki çocuğumu –Hasan ve Hüseyin’i- severse, beni sevmiştir ve her kim onlara düşmanlık ederse, bana düşmanlık etmiştir.”

Üç Halife Dönemi

İmam Hüseyin (a.s), ömrünün yaklaşık 25 yılını üç halife (Ebu Bekir, Ömer ve Osman) döneminde geçirmiştir. Birinci halife Ebu Bekir’in hilafetinde 7 yaşında, ikinci halifenin hilafetinde 9 yaşında ve üçüncü halifenin hilafeti döneminde ise 19 yaşında idi. Birinci halife Ebu Bekir’in hilafet günleri Ehlibeyt (a.s) için farklı bir dönemin başlangıcıdır. Bu dönemde Ehlibeyt (a.s) bir yandan Hz. Resulullah’ı (s.a.a) yeni kaybettiğinden derin bir hüzün yaşamakta, öte yandan hilafet konusunda yaşanan ihtilaflar Peygamber Ehlibeyt’ini (a.s) rencide etmekteydi.

İmam Hüseyin (a.s), Osman halife olduğunda yaklaşık olarak 19 yaşındaydı. Halife Osman, Muaviye ve Ümeyyeoğullarının yönlendirmeleri peygamber efendimizin doğru sözlü cesur arkadaşı Ebu Zer’i Rebeze çölüne sürgün etme kararı almıştı. Halife Osman, Ebu Zer’in sürgün edilirken yolcu edilip uğurlamasını da yasaklamıştı. Buna rağmen İmam Hüseyin (a.s) babası (İmam Ali), kardeşi (İmam Hasan), amcası (Akil b. Ebu Talip), amca oğlu (Ubeydullah b. Cafer) ve Ammar b. Yasir’le (r.a) birlikte halifenin emrine aykırı olarak Ebu Zer’i yolcu etmiştir.

Tarihçiler, Ebu Zer’i yolcu etmeye gelenlere ait hikmetli ve ateşli konuşmalar nakletmişlerdir ki, bu konuşmalarda Osman’ın yönetimini reddetmiş ve zulüm nitelikli uygulamalarına karşı çıkmışlardır. Örneğin İmam Hüseyin (a.s) o sırada şu konuşmayı yapmıştı:

“Ey Amca! Hiç şüphesiz yüce Allah, gördüğün bu durumu değiştirecek güce sahiptir. Kavim sana karşı dünyasını savundu, sen de onlara karşı dinini savundun. Onların sana karşı savundukları şeye senin ihtiyacın yok. Fakat onların, senin savunduğun şeye ne çok ihtiyaçları var! Allah’tan sabır iste, ihtirastan ve sabırsızlıktan O’na sığın. Çünkü sabır, dinin ve onurun göstergesidir. Hırs, rızkın gelişini çabuklaştırmadığı gibi, korku ve telâş da eceli geciktirmez.”

Ebu Zer acı acı ağladı. Son kez veda bakışlarını Ehl-i Beyt’e (a.s) yöneltti. O, Ehl-i Beyt’i seviyor; Ehl-i Beyt de onu seviyordu. Bu karşılıklı sevgi, içten ve samimî bir sevgi idi. Sonra Ebu Zer şöyle dedi: “Allah size rahmet etsin, ey rahmet Ehl-i Beyti! Sizi görünce Resulullah’ı (s.a.a) hatırladım. Medine’de sizden başka gönül bağlayabileceğim veya üzüntüsünü çekeceğim bir şeyim yoktur. Şam’da Muaviye’ye ağır geldiğim gibi Hicaz’da da Osman’a ağır geldim. Bu iki şehirde kardeşine ve dayısının oğluna komşu olmamı da istemedi. İnsanları onlara karşı kışkırtmamdan korktular. Beni bir yere gönderdi ki, orada Allah’tan başka bir yardımcım, bir savunucum yoktur. Allah’a yemin ederim ki, Allah’tan başka arkadaş istemem ve Allah benimle beraber olduktan sonra yalnızlıktan korkmam.”

“Allah’tan başka sığınağı olmayan kimseye zulüm etmekten sakın.”

Halife Osman b. Affan’ın akrabaları olan Ümeyyeoğullarını kayırması, emaneti ehline vermemesi, ganimetçi saldırgan valilerin yönetimlerini sertleştirmesi, Emevilerin şiddet içerikli kibirli davranışları ve devlet kadrolarının tamamen halifenin akrabalarına yada en yakın destekçilerine verilmiş olması sahabe ve tabiini isyan noktasına getirdi. İçerisinde sahabelerinde olduğu belirtilen isyancı bir grup Halife Osman’ı öldürmek için evine doğru harekete geçtiklerinde, İmam Hüseyin (a.s), kardeşi İmam Hasan (a.s) ile birlikte babaları İmam Ali’nin (a.s) emri ile Halife Osman b. Affan’ın çalışma ve yönetiminden rahatsız olmalarına rağmen, onu korumak için harekete geçmişlerdir. “Allah’tan başka sığınağı olmayan kimseye zulüm etmekten sakın.”

Hz. Ali’nin Devleti Zamanında İmam Hüseyin

Osman’ın öldürülmesiyle birlikte, üç halifenin dönemi sona erdi. Bununla beraber, İmam Ali’nin (a.s) Müslümanların siyasal ve toplumsal hayatlarından uzaklaştırıldığı, meşakkatlerle geçen yirmi beş yıllık zorlu dönem de son buldu.

Müslümanlar, umutlarını ve hedeflerini gerçekleştirecek, eski onurlu günlerini iade edecek liderin İmam Ali (a.s) olduğunu iyice anlamışlardı. Onun yönetiminde özgürlük, eşitlik ve adalet prensiplerinin egemenliği altında yaşayacaklarını biliyorlardı. Bu yüzden halife olarak ona biat etmek için ısrar ettiler.

Ne yazık ki, ümmetin bu kararı çok gecikmiş bir karardı. Ümmet, tehlikeli hastalıklara yakalanmış, büyük sapmaların pençesine düşmüştü. İlkeler uğruna fedakârlık ruhunu ve imanî değerleri yitirmişti. Maddî çıkarların ve kişisel menfaatlerin peşine düşmüştü. Dar grupçuluk perspektiflerine doğru sürüklenmişti. Bundan dolayı İmam Ali (a.s), açık bir şekilde onların halifelik önerilerini reddetti, “Sizin halifeniz olmaya ihtiyacım yok; kimi seçerseniz ben de ona razı olurum.” dedi.

Çünkü halifelerin yanlış içtihatlarıyla değiştirdikleri, bozdukları İslâmî hükümleri yeniden topluma geri getirmenin çok zor olduğunu biliyordu. Çok iyi biliyordu ki, bu tür yanlışlıkların doğrultusunda şekillenen toplum, onun karşısına dikilecek, hareketine engel olacak ve adaleti gerçekleştirmeye ve zulmü ortadan kaldırmaya yönelik siyasal plânlarını uygulamasına mani olacaktır. Nitekim İslâm’daki örnek geçmişine, siyasî maharetine, büyük liderlik liyakatine rağmen, İmam Ali (a.s), herkesi saran ve İslâm toplumunun iliklerine kadar işleyen sapmanın önünde duramadı. Bu toplumu, hak ve apaçık adalet yoluna geri döndüremedi. Çünkü münafıklardan, çıkarcılardan ve içinde Allah ve Resulü’ne (s.a.a) karşı kin ve nefret taşıyan kimselerden oluşan çeşitli gruplar ona karşı çıktılar. İmam Ali (a.s) Şıkşıkıyye hutbesinde bu gerçeği şöyle vurgular:

“İşi elime aldıktan sonra bir grup biatten döndü, ahdini bozdu (Cemel ashabı); bir grup dinden çıktı (Nehrevan ashabı, Haricîler); bir grup da isyan bayrağı açıp zulme saptılar (Sıffin ashabı). Sanki onlar, her türlü noksan sıfatlardan münezzeh yüce Allah’ın: “İşte ahiret yurdu; biz onu, yeryüzünde yücelik ve bozgunculuk dilemeyenlere veririz ve sonuç, muttakilerindir.”2 buyurduğunu duymamışlardı. Hayır; Allah’a yemin ederim ki, elbette duydular da, ezberlediler de. Fakat dünya, gözlerine bezenmiş bir şekilde göründü, bezentisi hoş geldi onlara.”

İmam Ali ile birlikte İslam toplumunu ıslah mücadelesi

İmam Ali’nin (a.s) ilk işi, hakkı yerine koymak ve adaleti yeniden egemen kılmak oldu. Bu şekilde, Resulullah’ın (s.a.a) sünnetini ihya etmiş, dosdoğru yolu izlemiş oldu. Çok geçmeden sapıklık odakları; yönetim, malların taksimi, yargıda adalet, din işlerinin yürütülmesi ve Müslümanların işlerinin düzenlenmesi alanında İmam Ali’nin (a.s) gerçekleştirdiği ıslahata karşı çıktılar.

İmam Ali (a.s), nifak çizgisini ifşa etmek, fesadı ortadan kaldırmak, dini ve ümmeti korumaya alma amacı ile fesadın kökünü kazımak için harekete geçmek hususunda bir an bile tereddüt etmedi. O ve ailesi, Resulullah’ı (s.a.a) örnek alarak İslâm’ı savunmak için kendilerini bir dizi savaşın alanına attılar. İmam Hüseyin (a.s), münafıkların İmam Ali’ye (a.s) karşı başlattıkları bütün savaşlara fiilen katıldı, gerektiğinde ve babası (a.s) izin verdiğinde kutsal canının varlığıyla savaş meydanına çıktı.

İmam Hüseyin’in İmam Ali birlikte tevhit mücadelesi

İmam Ali ömrünün sonuna kadar İslam toplumunun yeniden tevhit ve adalet ilkeleri etrafında toplanması için mücadele etti. Ancak haricilerinden ibni Mülcem’in Kufe Mescidinde İmam Ali’ye zehirli kılıç ile yaptığı saldırı sonucu Emirü’l Müminin’in (a.s) şehit edildi. İmam Ali’nin ağzından çıkan son söz şu ayet oldu: “Amel edenler, bunun gibisi için amel etsinler.” Sonra mübarek ruhunu teslim etti. Rahman’ın melekleri, bu mübarek ruhun etrafını sardılar. Böylece yeryüzünde adaletin temelleri sarsıldı, dinin alâmetleri yıkıldı. Mazlumların ve mahrumların sığınağı; bütün çabasını, eş-dost kayırması ve halkın emeğinin sömürülmesi esasına dayanan bir yönetim anlayışına son veren, insanlar arasında adaletin ve hakkın egemen olmasını temin eden bir devleti kurmak için harcayan o yüce insan vefat etti.

Resulullah’ın (s.a.a) torunları Hasan ve Hüseyin, babaları Murtaza’nın (a.s) cenaze işleriyle meşgul oldular. Onu yıkadılar, kefenlediler ve gecenin son çeyreğinde alıp Necef-i Eşref’teki kabrine götürdüler. Adaletin ve insanlığın ideal değerlerinin en büyük sembolünü toprağa gömdüler. Nitekim düşmanları dahi bunu kabul etmişlerdir.

Tarihçiler şöyle yazarlar: Muaviye, İmam Ali’nin (a.s) öldürüldüğünü duyunca, hemen harekete geçti ve onun öldürüldüğü günü Şam’da bayram ilân etti. Çünkü arzusu gerçekleşmiş, saltanatını ilâ edip Müslümanları köleleştirmenin, onları hoşlanmadıkları şeylere zorlamanın yolu açılmıştı.

İmam Hüseyin Kardeşi İmam Hasan’la

Hz. Ali’nin (a.s) şahadetinden sonra, Allah Resulü’nün (s.a.a) buyrukları ve Emirü’l Müminin’in (a.s) vasiyetleri üzerine Müslümanların imameti ve rehberliği Hz. Ali’nin (a.s) büyük evladı Hasan b. Ali’ye (a.s) intikal etti. Böylece İmam Hasan b. Ali’nin (a.s) sözlerine uymak ve ona itaat etmek, bütün Müslümanlara farz ve gerekli oldu. İmam Hüseyin (a.s) Muhammedî vahiy ve Ali velâyetiyle yetişmişti ve kardeşiyle aynı görüşteydi. Dolayısıyla onunla daima birlikte çalışıyordu.

İslâm’ın ve Müslümanların maslahatı ve Allah’ın emri üzerine, İmam Hasan (a.s) Muaviye ile sulh etti ve birçok zorluklara tahammül etti. İmam Hüseyin (a.s) kardeşinin bu zor anlarında onu yalnız bırakmadı. Zira kardeşinin yaptığı bu anlaşmanın İslâm’ın ve Müslümanların lehine olduğunu biliyordu. Onun için de kardeşine asla karşı çıkmadı. Hatta bir gün Muaviye, İmam Hasan ve İmam Hüseyin’in (a.s) huzurunda İmam Hasan ve babaları Emirü’l Müminin Ali’nin (a.s) aleyhinde konuşunca, İmam Hüseyin (a.s) Muaviye’nin bu davranışını kınayıp kötü davranışından vazgeçmesini anlatmak için savunmaya kalktı. Ancak kardeşi onu sükûta davet etti ve İmam Hüseyin (a.s) ağabeyinin tavsiyesi üzerine hemen geri döndü. Ardından İmam Hasan’ın (a.s) kendisi Muaviye’ye gereken sert ve açık cevabı vererek onu susturdu.

Muaviye Döneminde İmam Hüseyin

İmam Hasan (a.s) şehit olduğunda, Allah Resulü’yle (s.a.a) Emirü’l Müminin Ali’nin (a.s) sözleri ve İmam Hasan b. Ali’nin (a.s) vasiyeti üzerine, Müslümanların imamet ve rehberliği İmam Hüseyin’e (a.s) intikal etti ve yüce Allah tarafından İslâm ümmetinin rehberliğini üstlendi.

İmam Hüseyin (a.s), İslâm’ın gücüne dayanarak İslâm iktidarını haksızca kullanan ve İslâm camiasının temelini ve Allah’ın kanunlarını tahrip eden Muaviye’nin yaptıklarını görmekte, onun kof ve tahrip edici hükümetinden fevkalâde rahatsızlık duymaktaydı. Ancak onu İslâm hükümetinden alaşağı edecek bir güç bulamıyor ve kardeşi İmam Hasan’ın (a.s) izini sürmekten başka çare göremiyordu.

İmam Hüseyin (a.s), hükümete karşı olduğunu açıklaması ve onu devirmek için güç toplayıp harekete geçmesi hâlinde hiçbir hareket yapamadan katledileceğini biliyordu. Onun için de sabretmeyi tercih etti, faydasız bir ölümü seçme yanlışlığını yapmadı ve gerçek bir rehberden beklenen davranışı sergiledi.

Onun için de Muaviye hayatta olduğu sürece kardeşinin yolunu izledi ve büyük muhalefetler sergilemedi. Yer yer Muaviye’nin muhitini, hareketlerini ve davranışlarını eleştiren İmam Hüseyin (a.s), Müslümanları gelecekte yapacağı etkili girişimlere hazırlıyor, onlara ümit aşılıyordu.

Muaviye’nin, kendisinden sonra oğlu Yezid’in veliahtlığı için Müslümanlardan biat aldığı müddet zarfında İmam Hüseyin (a.s) ona karşı tavizsiz ve sert bir muhalefet sergiledi ve Yezid’e asla biat etmedi. Hatta Muaviye’ye bu konuda çok sert konuştu ve onu sert dille eleştiren açık mektuplar gönderdi.

Muaviye de, Yezid’e biat etmesi konusunda İmam Hüseyin’e (a.s) ısrarda bulunmadı ve İmam Hüseyin (a.s) Muaviye’nin ölümüne dek bu açık itirazını korkusuzca ve yılmadan sürdürdü.