erkinses reklam
erkinses reklam

Ekvator Haber

Aşura Günü İmam Hüseyin’in Şehadeti

Aşura Günü İmam Hüseyin’in Şehadeti
118
20 Eylül 2019 - 9:23

İmam Hüseyin artık yapayalnız kalmıştı. Etrafında kendisine yardım edecek hiç kimse kalmamıştı. Kardeşlerinin, çocuklarının, ashabının kanlı bedenleri Kerbela’nın kızgın toprağında yatıyordu.

İmam Hüseyin’in kalbi, dayanılmaz acı ve kederle doluydu; ama başı dimdikti. Olanca heybeti ve öfkeyle çatılmış kaşlarıyla karşısındaki azgın güruhu seyrediyordu atının üzerinde. Onun en sevdiği insanlar, yeryüzünün en nadide insanları, bu azgın güruh tarafından katledilmişti şu birkaç saat içinde. Ve haramiler bu iğrenç katliamı kutluyor, iğrenç kahkahalar atarak gülüp tepiniyor, onu şimdi yapayalnız yakalamanın kendilerine verdiği hayvanî zevkle ona pençe ve tırnak göstererek tehdit ediyorlardı. Cahiliye devrinden taşıyıp Hz. Resulullah döneminde ustaca bir münafıklıkla gizledikleri intikam ve kin hırsıyla dolu o iğrenç yüzlerini, şimdi açığa çıkarmışlardı. Bir aslanı tek başına yakalayıp pusuya düşüren bu çakallar sürüsü, hem ona yaklaşmaktan dehşetle korkuyor, hem de onu bir an önce parçalayabilmek için dişlerini gıcırdatıp fırsat kolluyordu.

İmam Hüseyin ilâhî sevgi ve vefa timsali, bir dağ heybetiyle eyere oturmuş, haramiler güruhunun zafer edalarıyla etrafını sarmasını seyrediyor, bakışlarında cennet nuru parlıyordu. Şirk ve fesadın doruğunu seyreden peygamberlerin bakışlarındaki nefret ve acıma duygusu vardı onun da bakışlarında. Atını mahmuzlayıp iyice yaklaştı onlara. Vahşiler güruhunun karşısında vakarla durdu. Birkaç saat içinde uğradığı bela ve felaketler, bağrını dağlayan evlat ve kardeş acısı, onca şehidin kalbine vurduğu dert, inanılmaz bir vakar ve olağanüstü bir heybet katmıştı İmam’ın heybetine. Kalbi acı ve öfkeyle dolduğu hâlde, sevgili Rabbinin rızası için, bu azgınlar güruhunu son bir kez daha hidayete davet edip ebedî cehennem ateşinden kurtarabilmek amacıyla, Peygamberimsi bir yumuşaklık ve metanetle onlara seslenip gür bir sesle haykırdı:

Ey insanlar! Hangi sebeple benim kanımı helâl görüyorsunuz? Ben sizin Peygamber’inizin kızının oğlu değil miyim? Aranızda dedem Muhammed’in çoluk-çocuğuna zarar vermek isteyen düşmanı engelleyecek kimse var mı? Bizim hakkımızda Allah’tan korkan biri var mıdır aranızda? Allah’tan sevap alma ümidi ile yardıma koşacak kimse var mı burada? Allah rızası için bize yardımcı olmak isteyen var mı aranızda?

İmam Hüseyin’in nefesindeki hidayet nuru kelamına yansımış ve Yezid ordusundan Sa’d b. Hars el-Ensarî ile kardeşi Ebu’l Hutuf’un gaflet uykusundan uyanarak ebedî zillet ve cehennemden kurtulmalarını sağlamıştı. İmam Hüseyin’in (a.s) sözleriyle kendilerine gelen bu iki kişi, aniden saf değiştirip Yezidî orduya saldırdılar. Çok sayıda katili yere serdikten sonra da şehit oldular.

İmam’ın (a.s) kendisine yardım edecek birini aradığını duyan kervandaki kadınlar yüksek sesle ağlamaya başladılar. İmam çadırların önüne gelip kardeşi Zeyneb’e: “Yavrumu getir de onunla vedalaşayım!” dedi. Kundaktaki bebeği getirdiler. İmam onu son kez öpmek için başını uzattığı sırada Yezid ordusunun okçularından Hermele b. Kahil Esedî’nin attığı ok, yavrucağın boğazına saplandı. Bebek babasının kollarında can vermişti. Avucunu bebeğin boğazından akan kana tuttu; avucu kanla dolunca onu göğe savurup: “Allah’ım! Bu da kolaydır bana. Çünkü sen her şeyi görmektesin!  ” buyurdu. Sonra da atını doludizgin düşmanın üzerine sürdü. Kınından çıkmış kılıcını elinde tutar bir hâlde İbn Sa’d’ın ordusunun karşısına geçti. Karşısına kim çıktıysa, bir vuruşta cehennemi boyluyordu. Düşmanın birçok cesur savaşçısını kılıçtan geçirdi. Çok geçmeden, İmam’la teke tek savaşa cüret eden kimse kalmamıştı.

Aşura gününün şahitlerinden biri şöyle anlatır: Etrafını kalabalık ordular sardığı, evlatları ve yarenleri gözleri önünde öldürüldüğü, ailesinin kadınları ve çocukları kuşatma altına alındığı hâlde Hüseyin gibi cesaret ve kahramanlık sergileyebilen bir başkasını vallahi görmedin ben! Çünkü bütün bu acılara ilaveten aldığı yaralar ve çektiği korkunç susuzluk dayanılır gibi değildi. Tüm bunlara rağmen onun azim ve metanetinde zerrece gevşeme olmadı, cesaret ve umudu zerrece azalmadı; inanılmaz bir azim ve salâbetle savaşıyor, vurduğunu deviriyor, kılıcının dairesine gireni öldürüyordu.

 Allah’ın aslanı Ali’nin oğluydu o; düşmanı tarumar ettiğinde, karşısına yeni birlikler çıkıyor, o sanki hiç yorulmamış gibi fırtına misali ortalarına dalıp çekirge sürüsü gibi onları da dağıtıyor ve kısa sürede etrafı boşalınca, tekrar düşmana karşı durup: “La havle vela kuvvete illa billâh!” diyordu.

İbn Şehraşub’la diğer tarihçiler, Aşura günü İmam Hüseyin’in girdiği çatışmalarda yaraladığı binlerce kişiden başka, öldürdüğü kâfir sayısının bin dokuz yüz elli kişi olduğunu yazarlar. Sayıları on binleri bulan katiller sürüsü ok, mızrak, kılıç ve hatta taşlarla Hüseyin’e karşı toplu bir saldırıya geçtiler. Bu sırada atını Fırat’a doğru sürdü. Susuzluğunu gidermesi hâlinde yepyeni bir enerjiyle kendilerine saldıracağını bilen Yezid ordusu dehşete kapılmış, İmam’ın suya ulaşmasını engellemek için telaşa düşmüştü. Ordu, Fırat’la İmam’ın arasına girmişti artık.

Dört bin okçuyla Fırat’ın kıyılarına dizilen ordunun komutanları olan A’ver-i Selemî ile Amr b. Haccac, Sa’d oğlu Ömer’in komutasındaki orduya bağırarak İmam’ı oraya yaklaştırmamalarını istediler. Ama İmam göz açıp kapayıncaya kadar önünü kesen etten duvarı elindeki kılıçla yarmayı başararak Fırat’a ulaşmıştı. Bir avuç su aldı, tam içeceği sırada katiller sürüsünden biri onu engellemek için: “Hey! Hüseyin! Sen suyun peşindeyken, düşmanların namusuna saldırıyor, baksana!” diye bağırdı. Bu söz, İmam’ın avucundaki suyu dökmesine yetmişti. İffet ve mertlik timsali İmam Hüseyin bir damla su içmeden bir çırpıda çadırlara ulaştı.

İmam Hüseyin bir kez daha o içler acısı sahneyi yaşadı. Ehlibeytiyle bir daha vedalaşıp onlara sabırlı ve güçlü olmalarını söyleyerek şöyle buyurdu: Şunu biliniz ki, yüce Rabbim sizi koruyacaktır. Onlar size dokunamayacak ve Rabbim onların şerrinden sizi kurtaracaktır. Allah bu işin sonunda size hayır ve iyilik verecek, düşmanlarınızı ise türlü bela ve azaplara boğacak. Buna karşılık sizi türlü nimetler ve kerametlerle mükâfatlandıracaktır. O hâlde, şikâyette bulunmayın ve konuşmayın. Aksi hâlde makamınız alçalır.

Sonra İmam tekrar savaş meydanına dönüp katiller sürüsüyle yaman bir çarpışmaya girişti. Kısa sürede birçoğunu kanlar içinde yere sermişti. Yezid ordusu İmam’ı ok yağmuruna tuttu; ama o yiğit ve korkusuz insan hiçbir şeye rağmen düşmana sırt çevirmiyordu. Zırhına saplanan oklarla göğsü âdeta ok sadağına dönüşmüştü. Aşura gününün şahitlerinden olan İmam Bâkır: “Dedem İmam Hüseyin’in mübarek vücudunda o gün tam 320 yara saydık.” buyurur.

Savaş iyice kızışmış, İmam’ın kılıcından kaçan korkaklar etrafını boşaltmış ve sürekli ona taş ve mızrak savuruyorlardı. İmam çok yorulmuştu; bir yandan aldığı yaralar, diğer yandan nicedir kızgın güneşin altında çektiği susuzluktan bitkin düşmüştü artık. Nefes tazelemek için bir lahza durdu. İşte tam bu sırada katiller güruhundan bir soysuzun savurduğu taş, İmam Hüseyin’in alnını parçalayıp bütün yüzünü kanlara boyadı.

İmam g özlerine inen kanları temizlemek için elbisesinin eteğini kaldırdığı sırada bir başka soysuzun attığı üç köşeli zehirli bir ok cennet gençlerinin efendisinin mübarek göğsüne saplandı. Yakından atılan uzun ok, İmam’ın göğsünden girip sırtından çıkmıştı.

Elini atıp oku uç kısmından tuttu ve çekip çıkardı! Öldürücü bir yaraydı bu. Okun çıktığı yerden oluk oluk kan akıyordu.  Şöyle buyurdu:

Yüzüm gözüm kanlar içinde, kendi kanıma boyanmış olarak ceddim Resulullah’la buluşacağım ve katillerimin adını ona söyleyeceğim! İmam’ın artık savaşacak gücü kalmamıştı. Bunu fırsat bilen Salih b. Vehb Mezenî aniden saldırarak mızrağını var gücüyle İmam’ın göğsüne sapladı. Bu şiddetli darbe, peygamberin yavrusunu atından devirmişti. Hüseyin yere düştü. Sağ yanağı üzerine yerde yatıyordu. Hâlâ direniyordu. Ayağa kalkmayı başardı. Güçlükle ayakta duruyordu. Öldürmek için yanına yaklaşanların kimi ani bir korkuyla, kimi de ani bir utançla geri çekiliyor, cennet gençlerinin efendisine dokunamıyorlardı.

Derken Malik b. Nesr adlı bir soysuz iğrenç küfürler ederek atını İmam’a doğru sürüp kılıcıyla onun başını yardı. Bu sırada İmam Hasan’ın küçük yaştaki oğlu Abdullah, çadırlardan fırlayıp çok sevdiği amcasına doğru koşmaya başladı. Hz. Zeyneb onu engellemeye çalıştı; İmam Hüseyin’de görmüş ve Hz. Zeyneb’e: “Onu bırakma, engel ol!” diye bağırmıştı. Ama sevgili amcasını o hâlde görmeye dayanamayan küçük Abdullah’ı kimse tutamadı. Bir çırpıda amcasına ulaştı.

Tam bu sırada Ebcer b. Kâ’b kılıcını İmam’a indirmek için hazırlanıyordu ki, Abdullah masumane bir hareketle minik kolunu amcasını korumak için siper etti ve “Yazıklar olsun sana! Amcamı mı öldürmek istiyorsun!” diye haykırdı. Caninin kılıcı masum yavrucağın kolunu koparmış, küçücük kolu derisinden yere sallanmıştı. Abdullah acı ile feryat etti. İmam Hüseyin son bir gayretle küçük Abdullah’a sarılıp onu bağrına bastı. Minik Abdullah bir müddet sonra amcasının kollarında çırpınarak can verdi.

Muavi’nin oğlu Halife Yezit’in ordusu birkaç dakika öncesine kadar bakmaya bile korktukları aslanı ağır yaralar içinde yapayalnız ve kıpırdayamayacak bir hâlde ele geçirmiş olmanın zevkiyle hayvanca çığlıklar atıyordu. Sinelerinde yıllardır Muhammed Mustafa’nın soyuna ve Allah’ın aslanı, şah-ı merdan Aliyyu’l Murtaza’ya besledikleri kini kusmak için fırsat kollayan aşağılıklar sürüsü, bekledikleri fırsatı ele geçirmişlerdi şimdi.

Yetişen her soysuz, bir darbe indiriyordu mazlum ve savunmasız Hüseyin’e! Vücudunun paramparça olmasına ve onca öldürücü yara almasına rağmen Allah’ın aslanının oğlu, hâlâ dimdik ayakta duruyordu…

Tarihin bütün soysuzlarına, insanlığın gördüğü ve göreceği bütün münafıklarla satılmış katillere meydan okurcasına âdeta. İğrenç çığlıklarla tekrar saldırdılar İmam’a Husayn b. Temim adlı soysuz, ayakta can vermek üzere olan İmam Hüseyin’in ağzına bir ok sapladı!

Ebu Eyyub Ganevî adlı bir diğerinin attığı ok, İmam Hüseyin’in boğazına saplandı. Oysa Hz. Muhammed İmam Hüseyin’in boynunu öper onun kokusunu içine çeker yavrum diye sever, kendi soyunu devam ettirdiği için mutlu olurdu. Hüseyin dedesi Muhammed peygamberin reyhan kokulu yavrusuydu. Hz. Muhammed, İmam Hasan ve İmam Hüseyin’i çok seviyor onlarla özel olarak ilgileniyordu. Ne var ki İmam Hasan’ı Muaviye, İmam Hüseyin’i yezit katletmişti…

Emevi ordusu peygamber evlatlarını katletmek için azgınca birbirleri ile yarışıyorlardı.

“Sizler için yerine getirdiğim peygamberlik vazifesine karşılık olarak, soyum olan Ehlibeyt’imi sevmenizden başka bir şey beklemiyorum sizden!” (Şura 23) diyordu Hz. Muhammed ancak münafıklar Muhammed peygambere yapamadıklarını peygamberin ölümü ile birlikte ailesine yapmışlardı. Önce kızı Hz. Fatıma’yı katlettiler. Ardından İmam Ali’yi ibadet esnasında pusu kurup zehirli bir kılıç darbesi ile katlettiler. Muaviye sinsi planı ile İmam Hasan’ı zehirleyerek şehit etmiş, Yezit ise Hz. Muhammed’in ailesinden hiç kimsenin geride kalmaması için şeytanca bir savaş açmıştı. Ehlibeyt’e olan nefret burada sonlanmamış ardından Hz. Muhammed’in tüm akrabaları ya işkence ile ya zindanlarda ya zehirlenerek katledilmiştir.

Zur’a b. Şerik, İmam Hüseyin’in sol eline bir kılıç savurdu. Eli, avucundan kopup yere düştü. Bir diğer zalimin omzuna vurduğu darbeyle Hüseyin yere yığıldı. Takati kalmamıştı artık. Zorlukla ayağa kalkmaya çalışıyor, ama savunmasız vücuduna inen darbelerle tekrar yere düşüyordu.

Derken Sinan b. Enes adlı bir soysuz, mızrağını var gücüyle İmam’ın mübarek boğazına sapladı. Hâlâ yıkılmadığını görünce, bu defa da İmam’ın mübarek göğsüne indirdi mızrağını. Bununla da yetinmeyip sadağından çektiği oku İmam’ın boğazına sapladı.

İmam düşmüş, yere yığılmıştı artık. Hevlî b. Yezid İmam’ın başını kesmek için koştu; ama ona yaklaşınca korkuyla titreyip geri döndü. Kötülük ve gaddarlıkta diğerlerinden daha ileri olan Şimr, ona sinirlenip küfürler savurarak hançerini çekti ve inanılmaz bir canilik işleyerek İmam Hüseyin’in başını kesti.

İmam Hüseyin’in cansız bedeni Kerbela çölünde boylu boyunca uzanıyor, Yezit ordusu zaferini kutluyordu. Hz. Muhammed’in emaneti, Müslüman olduklarını iddia eden müşrikler tarafından katledilmişti. Yezit ordusu İmam Hüseyin’in şehit edilmesi ile birlikte kervanın çadırlarını ateşe verdi. Kadınların ve kızların kulaklarındaki küpeleri kulak memeleri ile birlikte kopardı. Peygamberimizin torunu Hz. Zeynep ve İmam Zeynelabidin olmak üzere peygamber ailesi esir alındı. Ayaklarına ve ellerine zincir vuruldu. Kerbela’dan Şam’a kadar günlerce her köy de teşhir edilip kırbaçlandılar. Yaklaşık 15 günde Şam’a vardılar. Yezit’in sarayına vardıklarında peygamber efendimizin torunu Zeyneb tarihi bir konuşma yapmış, Yezit ise Ehli Sünnet’in, kader inancının arkasına sığınarak İmam Hüseyin’i ve Hz. Muhammed’in aile fertlerini Allah’ın öldürdüğünü söyledi.

Kerbela şehitlerinin sayısı kesin olarak bilinmemektedir. Halk arasında her ne kadar 72 şehit  tabiri sık kullanılsa da tarih kitaplarının incelenmesiyle Kerbela şehitlerinin sayısı konusunda 155 kişinin ismi geçtiği öne sürülmüştür.

 Güvenilir kaynaklarda belirtildiği üzere İmam Hüseyin’in dışında Beni Haşim’den 18 kişi Kerbela’da şehit oldu.

İmam Ali’nin (a.s) Evlatları

Hz. Ebu’l Fazl Abbas b. Ali (a.s)

Abdullah b. Ali

Osman b. Ali

Cafer b. Ali

Ebu Bekir b. Ali

Muhammed b. Ali

İmam Hasan’ın (a.s) Evlatları

Kasım b. Hasan

Ebu Bekir b. Hasan

Abdullah b. Hasan

İmam Hüseyin’in (a.s) Evlatları

Ali Ekber olarak bilinen Ali b. Hüseyin (a.s)

Ali Askar olarak bilinen Abdullah b. Hüseyin (a.s)

Beni Haşim’den Diğerleri

Cafer b. Akil

Abdurrahman b. Akil

Abdullah b. Akil

Muhammed b. Ebi Said b. Akil

Abdullah b. Müslim b. Akil

Muhammed b. Abdullah b. Cafer

Avn b. Abdullah b. Cafer

Nadir Kaynaklarda Adı Geçenler

Beni Haşim’den 42 kişinin ismi Kerbela Şehidi olarak sadece bazı kaynaklarda adı geçmiştir

İbrahim b. Ali

Abbas Askar b. Ali

Cafer b. Ali

Abdullah Ekber b. Ali

Abdullah Askar b. Ali

Ubeydullah b. Ali

Ömer b. Ali

Atik b. Ali

Kasım b. Ali

Beşer b. Hasan

Ömer b. Hasan

Ebu Bekir b. Hüseyin

Ebu Bekir b. Kasım b. Hüseyin

İbrahim b. Hüseyin

Cafer b. Hüseyin

Hamza b. Hüseyin

Zeyd b. Hüseyin

Kasım b. Hüseyin

Muhammed b. Hüseyin

Ömer b. Hüseyin

Muhammed b. Akil

Muhammed b. Abdullah b. Akil

Hamza b. Akil

Ali b. Akil

Avn b. Akil

Cafer b. Muhammed b. Akil

Ebu Said b. Akil

İbrahim b. Müslim b. Akil

Muhammed b. Müslim b. Akil

Abdurrahman b. Müslim b. Akil

Ubeydullah b. Müslim b. Akil

Ebu Abdullah b. Müslim b. Akil

Ali b. Müslim b. Akil

İbrahim b. Cafer

Ebu Bekir b. Abdullah b. Cafer

Avn Askar b. Abdullah b. Cafer

Hüseyin b. Abdullah b. Cafer

Ubeydullah b. Abdullah b. Cafer

Avn b. Cafer b. Cafer

Muhammed b. Cafer

Muhammed b. Abbas

Ahmed b. Muhammed Haşimi

Peygamberimizin (s.a.a) Ashabı

Enes b. Haris

Abdurrahman b. Abdurrabbe Ensari

İmam Ali’nin (a.s) Ashabı

Ebu Sumame Amr b. Abdullah Sa’idi

Habib b. Muzahir Esedi

Amr b. Hamik’in kölesi Zahir

Ammar b. Ebi Selame Dalani

Sad b. Haris Huzai

Abdullah b. Umeyr Kelbi

Gerdus b. Züheyr

Naf’i b. Hilal Cemeli

İmam Hüseyin’nin (a.s) Ashabı

İbrahim b. Hüseyin Esedi

Huzeyfe b. Esid Gıfari’nin kardeşinin oğlu

Ebu Heyyac

Edhem b. Ümeyye

Enis b. Meagil Esbehi

Bureyr b. Huzeyr

Beşir b. Amr Hazremi

Cabir b. Haccac

Cebele b. Ali Şeybani

Cunade b. Haris

Cundep b. Huceyr

Ebu Zer’in kölesi Covn

Cuveyn b. Malik

Haris b. İmriu’l Gays

Haris b. Nebhan

Hamza b. Abdulmuttalib’in Kölesi

Hatuf b. Haris

Haccac b. Zeyd

Haccac b. Mesruk

Hür b. Yezid Riyahi

Hallas b. Amr

Numan b. Amr

Hanzala b. Es’ad

Beni Şende müttefiki olan, Rafi’i

Rumeys b. Amr

Züher b. Bişri Hes’ami

Züheyr b. Selim Ezdi

Züheyr b. Gayn Beceli

Zeyd b. Me’gil

İbn. Medeniyye müttefiki, Salim

Sad b. Hanzala Temimi

Said b. Abdullah Hanefi

Said b. Gerdem

İmam Hüseyin’in (a.s) kölesi Süleyman

Süleyman b. Rebie

Sevvar b. Ebi Himeyr

Suveyd b. Amr b. Ebi Muta’a

Seyf b. Haris Cabiri

Şebib b. Abdullah Nehşeli

Seyf b. Malik

Zergame b. Malik

Beni Şakir müttefiki Şuzeb

Zubab b. Amir

Abis b. Ebi Şebib Şakiri

Amir b. Müslim

Salim; Amir b. Müslim’in kölesi

İbad b. Ebi Muhacir

Abdurrahman b. Abdullah Erhebi (Yezeni)

Abdullah b. Gays Gifari

Abdurrahman b. Gays Gıfari

Ukbe b. Selt

Ammar b. Hassan Tayi

İmran b. Ka’ab

Ömer b. Ehdus Hazremi

Ömer b. Halid Seydavi

Sad; Ömer b. Halid Seydavi’nin kölesi

Amr b. Halid Ezdi

Halid b. Amr Ezdi

Amr b. Zebiy’a

Amr b. Abdullah Cundei

Amr b. Gareze Ensari

Türk Köle

Garip; İmam Hüseyin’in kölesi

Kasım b. Habib Ezdi

Ka’neb b. Amr Nemiri

Kinane b. Atik

Malik b. Abd b. Seri’i Cabiri

Mucemmi’i b. Ziyad

Mücemmi’i b. Abdulah Aizi

Mücemmi’i b. Abdulah Aizi’nin oğlu

Mes’ud b. Haccac

Abdurrahman b. Mes’ud

Müslim b. Avsece Esedi

Müslim (Eslem) b. Kesir

Muncih; İmam Hüseyin’in (a.s) kölesi

Naim b. Aclan

Hefhaf b. Muhenned Rasibi

Hammam b. Seleme Ganisi (Gayizi)

Veheb b. Veheb

Yahya b. Selim Mazini

Ebu Şa’şa’a; Yezid b. Ziyad b. Muhasir

Yezid b. Nebit Abdi

Abdullah b. Nebit Ab

© ekvatorhaber.com Lütfen haber ve içerikleri kaynak belirterek kullanınız ve bağlantı linki veriniz.