erkinses reklam
erkinses reklam

Ekvator Haber

Aşura Günü Hz. Muhammed’in çocukları nasıl katledildi?

Aşura Günü Hz. Muhammed’in çocukları nasıl katledildi?
110
17 Eylül 2019 - 22:27

Muharrem ayının 10 günü, Arapça anlamı ile Aşura günü büyük savaş başlamıştı. Bir yanda İslam dinini hurafe ve cehalete gömüp hilafeti saltanata çeviren zorba Emevi halifesi Yezit’in ordusu diğer yanda Allah’ın elçisi Muhammed Mustafa’nın biricik evladı İmam Hüseyin, Hz. Muhammed’in ailesi ve Ehlibeyt’in takipçileri bulunuyordu. Savaş meydanınde Hz. Muhammed’in pek çok torunu buluyordu ve onların bir kısmı Yezit ordusu tarafından katledilmiş sağ kalanlar ise Şam’a sürgün edilmişti.

OĞLUNU İMAM HÜSEYİN’E KURBAN VEREN ANNE

Savaşın ilk şehidi Kufeli Hemdan kabilesinin ileri gelenlerinden, Seyyidu’l Kurâ yani Kur’ân Okuyanların Baş Tacı lakabı ile ünlü Bureyr b. Hudayr idi. Onun ardından Vehb b. Abdullah b. Hubâb el-Kelbî savaş meydanına çıkmıştı. Vehb pek çok düşman ile savaştıktan sonra kervana dönüp annesine: “Şimdi benden razı mısın anne?” diye sormuş, annesi ise: “İmam Hüseyin’in safında savaşarak şehit düşmedikçe, senden razı olduğumu söyleyemem!” demişti. Bu söz üzerine Vehb yeniden savaş meydanına dönmüş yiğitçe çarpışarak çok sayıda düşmanı yere serdikten sonra kolunu kaybetmişti. Bunu gören annesi, çadırının direğini kaparak meydana koştu ve oğluna: “Vehb! Anam-babam sana kurban olsun ey oğlum!” dedi, “Yılma, Resulullah’ın Ehlibeyti’ni savunmak için savaşa devam et. Seninle birlikte kanlar içinde şehit düşünceye kadar savaşacağım!” dedi. Bu sırada İmam Hüseyin Vehb’in annesinin kervana dönmesini istedi ve o İmam’ın emrine uyup geri döndü. Vehb de, şehit oluncaya kadar çarpıştı ve nihayet, annesinin gözleri önünde şehit düştü.

KERBELA’DA ŞEHİT DÜŞEN İLK KADIN

Vehb’in eşi, onun yanına koşup yüzünü yüzüne koyarak ağlamaya başladı. Bunu gören Şimr, kölesini göndererek Vehb’in eşini de bir gürz darbesiyle öldürttü. Bu hanımefendi, Kerbela’da şehit düşen ilk kadındır.

İmam Hüseyin’in yarenleri az ama bir ordu kadar güçlüydü. Teke tek vuruşmalarda onlarca Emevi ordusu askerini yere seriyorlardı. Bunun üzerine Amr b. Haccac, Yezid ordusuna topyekun saldırılmasını önerdi. Sa’d oğlu Ömer onu tasdik ederek birliklerini İmam Hüseyin’in üzerine sevk etti.

MÜMİNLER ALLAH YOLUNDA CAN VERDİLER…

Amr b. Haccac, komutasındaki birliklerle Fırat tarafından İmam’ın küçük ordusunun sağ kanadına saldırdı. “Müslim b. Avsece Esedî” aldığı yaralarla kendisinden geçti. Fakat Yezidî birlikler, saldırıyı sürdüremeyerek geri çekilmek zorunda kaldılar. Her tarafı kaplayan toz bulutları dağılınca, Müslim b. Avsece’nin yerde yattığını gördüler. İmam hemen onun yanına koşup Müslim’in başını kucağına alarak: “Allah sana rahmet eylesin ey Müslim.” buyurdu ve şu ayeti okudu: Onlardan (müminler) kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir, kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde sözlerini değiştirmemişlerdir.

Bu sırada orada bulunan Habib b. Mezahir: “Ey Müslim!” dedi, “Seni bu hâlde görmek çok zor geliyor bana. Cennet senindir, bilmiş ol!” Müslim, kısık bir sesle: “Rabbim sana da böyle hayırlı müjdeli haber nasip etsin!” dedi. Habib: “Senden sonra sağ kalacağımı bilsem, bir vasiyetin var mı diye sorar, onu canla başla yerine getirirdim.” dedi, “Ama biliyorsun ki çok geçmeden ben de sana kavuşacağım!”

KANININ SON DAMLASINA KADAR İMAM HÜSEYİN’İ SAVUN!

Müslim son nefeslerini veriyordu, İmam’ı işaret ederek: “Tek vasiyetim, kanının son damlasına kadar onu savunmandır!” dedi. Habib şefkatle gülümseyerek: “Kâbe’nin Rabbine yemin ederim ki öyle olacak!” dedi. Müslim bu cümleyi beklercesine gülümseyip son nefesini verdi.

Sa’d oğlu Ömer’in ordusu tekrar toplu bir hamle başlattı. Ömer, okçulara işaret verdi. Okçu birlikleri komutanı olan Husayn b. Temim, beş yüz okçusuyla İmam Hüseyin’in yarenlerini ok yağmuruna tuttu. Okçular Şimr, emrindeki birliklerle İmam’ın küçük ordusunun sol cenahına saldırdı. İmam’ın bir avuç adamı bu sele karşı kahramanca direniyor, inanılmaz bir güç ve cesaretle vuruşarak haramiler ordusunu hazan yaprağı gibi döküyor, Allah’ın elçisi Muhammed’in şanlı ailesini canla başla müdafaa ediyordu. Sayıca çok az olan bu serdengeçti yiğitler, Yezid ordularını perişan etmiş, dört bir yandan saldıran koca orduyu çil yavrusu gibi dağıtmışlardı.

SAHABE İMAM HÜSEYİN’İN YANINDA SAVAŞIYOR!

Habib, ileri yaşına rağmen onlarca düşman askerini etkisiz hale getirdikten sonra şehit oldu. Habib b. Mezahir Esedî, Müminlerin Emiri İmam Ali’nin en yakın yarenlerinden ve Hz. Resulullah’ın pak Ehlibeyti’nin ilmini sinesinde taşıyan nadide insanlardandı. Bu yiğit insan, hür insanların baş tacı İmam Hüseyin’in de en samimî ve en fedakâr yarenleri arasındaydı.

Cabir b. Urve Gıfarî adlı ünlü sahabî de, İmam’ın saflarındaydı. Bedir ve Huneyn gazvelerinde Hz. Muhammed ile birlikte savaşan bu yaşlı ve onurlu sahabe, başındaki sarığı çözerek kuşak yapıp belini sıkıca sardı. Yaşlılıktan pek uzamış olan gür kaşlarını bir bezle alnından sarıp bağlayarak savaşmaya hazırlandı. Onu seyreden İmam gülümseyerek: “Ey ihtiyar adam! Allah Tealâ senin bu gayretini mükâfatlandırsın.” buyurdu.

İnanılmaz bir güç ve cesaret sergileyerek bütün tarihî kaynaklarda da kaydedildiği üzere altmış düşmanı cehenneme gönderdikten sonra şehit düştü.

İMAM HÜSEYİN’E SİPER OLAN SAİD’E 13 OK SAPLANDI

Said b. Abdullah el-Hanefî kendisini İmam’a siper etmiş, salât boyunca Hazret’e gelen bütün ok, kılıç ve mızraklar ona saplanmıştı. Namaz bittiğinde o da yere kapanıp son nefesini verdi. Sayısız kılıç ve mızrak yarasına ilaveten vücuduna 13 ok saplanmıştı!

İmam’ın yarenleri bir bir şehit düşüyordu. Yetenekli okçu Nâfi b. Hilal Kûfeli Abdullah b. Urve Gıfarî ve kardeşi Abdurrahman, Seyf b. Haris b. Seri ile Malik b. Abd b. Seri, Hanzala b. Es’ed Şibâmî bu şehitlerden bazılarıdır.

HZ. MUHAMMED’İN İKİZİ GİBİYDİ… ALİ EKBER NASIL ŞEHİT EDİLDİ?

Ali Ekber, özgürlükçülerin önderi Hz. Hüseyin’in büyük oğluydu. Herkesçe çok sevilip sayılan ve fevkalâde güçlü ve yakışıklı olan Ali Ekber hem ahlâk ve karakter, hem fizik, ses ve konuşma ve hem de yürüyüşüyle dedesi Hz. Muhammed’in âdeta bir kopyası gibiydi. Kısa ömrünü adalet mücadelesi ve yoksullara yardımla geçirmişti.

Düşmanları bile onun bu müstesna kişiliği önünde saygıyla eğilmiştir. Ehlibeyt’in büyük düşmanlarından olan Muaviye’nin bile onun hilafet için pek liyakatli olduğunu itiraf ettiği tarihte kayıtlıdır. Örneğin bu Abbas Kummî’nin Muntehe’l-Amal ve Ebu’l-Ferec İsfaha-nî’nin Mekatilu’t-Talibiyyin kitaplarında kayıtlıdır.

EHLİBEYT’İN İLK ŞEHİDİ…

Hz. Ali Ekber, Haşimoğulları gençlerinin ve Alioğulları yiğitlerinin en belirgin ve çarpıcı özelliği olan takva, asalet ve cömertlikle bezenmişti. Risalet ve İmamet mektebinde gelişip büyüyen Hz. Ali Ekber, insan yetiştirme okulunun iki büyük öğretmeni olan İmam Hasan’la İmam Hüseyin’in özel eğitim ve terbiyesinde yetişmişti.

Hz. Ali Ekber, Kerbela çölünde Ehlibeyt’in verdiği ilk şehittir. Atını meydana doğru sürdüğünde, İmam Hüseyin hüzün ile arkasından yavrusuna bakmış, canından çok sevdiği Ali’sinin gidişinden dolayı gözyaşlarını tutamamış ve gökyüzüne bakarak şunları söylemişti:

Ya Rabbim! Şahit ol ki, konuşması, davranışları ve fiziğiyle senin sevgili Peygamber’ine en çok benzeyen delikanlı, şu azgınlar güruhuyla boğuşmaya gidiyor! Biz ne zaman ceddimiz Resulullah’ı özleyecek olsak, bu gencin yüzüne bakardık. Allah’ım! Yeryüzünün bereketinden mahrum bırak şu güruhu! Aralarına ihtilaf ve ayrılık düşür. Yöneticilerini onlardan asla memnun ve razı kılma! Zira bu topluluk bize yardım edeceğini söyleyerek bizi buraya çağırdı; çağrılarını kabul edip geldiğimizdeyse, bize kılıçlarını çekip düşmanlığa başladılar!

Ardından yüksek sesle Âl-i İmrân Suresi, 33 ve 3. ayeti okudu: “Gerçek şu ki Allah; Âdem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini seçip âlemler üzerine üstün kıldı. Onlar birbirinden türeme tek bir zürriyettir. Allah işitendir, bilendir!”

ALİ EKBER’İ GÖRENLER İMAM ALİ DİRİLDİ SANDI!

Ali Ekber geceyi yarıp dünyayı aydınlatan güneş misali, savaş meydanına çıktı. Yezidî ordunun karşısında durmuş, dedesi Hz. Muhammed’e çok benzeyen simasıyla er meydanını âdeta nura gark etmişti. Tekbir getirerek haramiler güruhuna saldırdı. İnanılmaz cesareti ve görülmemiş gücü ve çevikliğiyle Hz. Ali’yi hatırlatmıştı Yezid ordularına. Hayber fatihine yüreğinde beslediği kinle Yezid ordularına katılanlar, bir an bu yiğidin Ali olduğunu sanarak dehşete kapılmışlardı.

Ali Ekber’in kılıcının her inişinde birkaç kişi yere seriliyor, haramiler güruhu onun önünde çil yavruları gibi sağa sola kaçışıyordu. Düşmanın telefatı inanılmaz sayılara ulaşmıştı. Herkes korkuyla bağırıyor, yardım istiyordu. Sonunda Ali Ekber bu amansız saldırıdan yoruldu. Bir yandan çektiği susuzluk ve kavurucu sıcak, diğer taraftan aldığı yaralar ve giydiği zırhla silahların ağırlığı onu bitkin düşürmüştü. İmam’ın yanına dönerek: “Babacığım!” dedi, “Susuzluk bitiriyor beni, şu silahlarla zırhın ağırlığına dayanamıyorum artık! Gücümü toparlamam için içebileceğim bir yudum su var mı?”

DAYAN PEYGAMBERE KAVUŞACAK VE ARTIK SUSAMAYACAKSIN

Biricik oğlunu bu halde gören İmam, şefkat dolu bakışlarla onu seyrederken gözyaşlarını tutamadı. Sevgi dolu metin bir sesle dedi ki: Oğlum! Biraz daha dayanırsan, deden peygamber ile buluşacak ve bir daha susamamanı sağlayacak bir şerbet içeceksin onun elinden!

Canından geçen ve her şeyiyle kalbini Rabbine veren genç Ali Ekber tekrar savaş meydanına dönüp Emevi ordusu ile savaşmaya başladı. Ali Ekber, bu saldırıda 80 düşman askerini yere serdi. Sonunda başından aldığı ağır bir yarayla durakladı. Düşmanları göz açıp kapayıncaya kadar tepesine üşüşmüş, mızrak ve kılıçlarla ona saldırmışlardı. Atın dizginleri, artık gücü tükenmiş olan Hz. Ali Ekber’in ellerinden kaydı. Yiğit genç, yorgun ve yaralı vücudunu atın üstüne bıraktı. Kontrolsüz kalan at direk düşman askerlerinin içine daldı. Ali Ekber’i ortaya alan İbn Sa’d’ın ordusu, acımasızca ona darbeler indiriyordu. Ali Ekber’in bedeni parça parça olmuştu artık. Ehlibeyt’in parlak güneşi, Kerbela’nın kızgın topraklarında yatıyordu şimdi. Ali Ekber son nefeslerini verirken: “Ey baba! Benden sana selâm olsun! Bu dedem Resulullah’tır. Sana selâm söylüyor ve ‘Bize kavuşmak için acele et.’ diyor!”

EMEVİLER PEYGAMBERİN BENZERİNİ LİME LİME DOĞRADILAR

İmam tarifi imkânsız bir acı ile Ali Ekber’inin başucuna koştu. Başını dizine alarak şefkatle okşadı, yanağını biricik Ali’sinin kanlar içindeki yanağına koyup ağlayarak: “Senden sonra dünyaya da, dünya hayatına da yazıklar olsun artık!” buyurdu ve Haşimoğulları’nın diğer gençlerine, Ali Ekber’in lime lime olmuş mübarek nâşını çadırlara götürmelerini söyledi.

EMEVİLER PEYGAMBERİN TÜM AİLESİNİ KATLETMEK İSTİYOR

Ali Ekber’den sonra Haşimoğulları’nın hayatta kalan diğer erkekleri ve Ehlibeyt gençleri İmam’dan izin alarak ardı ardına er meydanına çıkıp yiğitçe vuruştular. Her biri, birer kahramanlık örneği sergileyip birçok haramiyi cehenneme gönderdikten sonra Kerbela sahrasının bir köşesinde şehit düştüler. Abdullah b. Müslim b. Akil, Muhammed b. Müslim b. Akil, Muhammed b. Abdullah b. Cafer Tayyar, Avn b. Abdullah, Abdurrahman b. Akil, Cafer b. Akil, Abdullah-i Ekber b. Akil ve Muhammed b. Ebu Said b. Akil de kahramanların arasındaydı.

İMAM HASAN’IN OĞLU KASIM’IN ŞEHADETİ

Sıra, İmam Hasan’ın oğlu olan ve amcası İmam Hüseyin’in pek sevdiği Kasım’a gelmişti. Kasım gençliğinin henüz baharındaydı. İmam Hüseyin, ağabeyinin yadigârı olan Kasım’ın, silahlarını kuşanıp şahadete koşmaya hazırlandığını görünce, hasretle ona sarıldı; her ikisi de çokça ağladılar. İmam öz evladı biricik Ali Ekber’ini katiller sürüsünün ortasına gönderirken, hiç duraksamamış ve hemen izin vermişti. Ama şimdi yüreği Kasım’ın gitmesine bir türlü elvermiyordu. Çok sevdiği biricik ağabeyi İmam Hasan’ın yegâne emanetiydi çünkü o. Kasım ne kadar yalvarıyorduysa da, İmam ona izin vermiyordu. Sonunda Kasım, gözyaşları içinde İmam’ın ellerini öptü, ayaklarına kapanıp savaş izni vermesi için yalvardı ve istediği izni almayı başararak er meydanına koşup yiğitçe çarpıştı. Yaşının küçüklüğüne rağmen Hz. Kasım bu kısa ve kanlı çarpışmada 35 azgını öldürmeyi başarmıştı.

YEZİT ORDUSUNUN KAN DONDURAN VAHŞİLİĞİ

Kerbela ravilerinden Humeyd b. Müslim şöyle anlatır: “Ben Sa’d oğlu Ömer’in ordusundaydım. Er meydanına henüz buluğuna yeni girmiş çok genç bir çocuğun çıktığını gördüm. Çok yakışıklıydı; yüzü dolunayı andırıyordu. Ayaklarına varan uzun bir gömlek giymiş, sol ayağındaki sandaletin bağcıkları çözülmüştü; bunu hiç unutmam. Amr b. Sa’d Ezdî: “Vallahi ben şu çocuğa saldırıp öldüreceğim!” dedi. “Suphanallah! Neler söylüyorsun sen?! Etrafını saran onca adam ona yeter zaten, sen ne diye bir çocuğun kanına ellerini bulaştırmak istiyorsun ki?!” dedim. Ama o, bu alçakça niyetinde ısrarlıydı. “Vallahi onu ben öldüreceğim!” diyerek atını vahşice mahmuzlayıp oraya ulaştı ve kavganın kızıştığı bir sırada kılıçla onun başını yardı. Çocukcağız acı bir feryatla yüzüstü yere kapaklanıp, “Amca!” diye haykırmıştı…”

İmam Hüseyin’in, yamaçtan süzülen bir kartal gibi ansızın orada belirdiğini gördüm. Bir nara atarak o katiller güruhunun içine daldı ve bir çırpıda hepsini dağıtarak o çocuğun katiline ulaştı. Bir aslan gibi kükreyen Hüseyin’in kılıcından kurtulmak için sol kolunu yüzüne tutan Amr’ın kolunun dirsekten koptuğunu gördüm. Amr dehşetle bir çığlık attı. Süvari arkadaşları onu kurtarmak için topluca İmam’a saldırdılarsa da, İmam onların çoğunu hakladı ve bu kısa ama çok şiddetli çarpışmada Kasım’ın katili olan Amr, atların ayakları altında ezilerek feci şekilde can verdi.

EHLİBEYT’İ KATLETTİKÇE ZAFER ÇIĞLIKLARI ATTILAR

Ortalığı saran toz duman çekilince, Hüseyin’in o çocuğun başını dizlerine alıp bağrına bastığını gördüm. Çocukcağız can vermek üzereydi, ayağını toprağa sürüp çekiyordu. Hüseyin ona şöyle diyordu: “Allah’a yemin ederim ki yardıma çağırdığın hâlde senin yardımına koşamamak, koşsa bile yardım edememek ve yardım ettiği hâlde o yardımın sana hiçbir fayda sağlamaması amcana pek ağır gelir! Senin canına kıyanlar Allah’ın rahmetinden uzak olsunlar!”

Sonra, Kasım’ın cansız vücudunu kucağına alıp çadırlara götürdü; Ehlibeyt şehitlerinin bulunduğu yerde, Ali Ekber’in mübarek naşının yanına yatırdı Kasım’ı. Kasım’dan sonra Ebubekir b. Hasan, Abdullah b. Ali, Cafer b. Ali, Osman b. Ali ve Ebulfazl el-Abbas’ın kardeşleri gibi Haşimoğulları’nın diğer gençleri de birer savaş meydanına çıkıp yiğitçe çarpışarak can verdiler.

HZ. ABBAS’IN ŞEHADETİ

Annesi Ümm’ül Benîn’dir, adı Abbas. Lakabıysa, Ebulfazl’dır. Heybetli vücudu ve eşsiz siması, onu “Haşimoğulları’nın Ay Parçası” lakabıyla meşhur kılmıştı. O kadar uzun boyluydu ki, ata bindiğinde neredeyse ayakları yere değerdi. Kerbela’da ağabeyi İmam Hüseyin’in küçük ordusunun komutanı ve sancaktarıydı. Şehit olduğunda 34 yaşındaydı. Önce üç kardeşini er meydanına gönderdi ve onların İmam Hüseyin uğruna çarpışıp şehit düşmelerine şahit oldu.

CANIMI SENİN UĞRUNDA FEDA ETMEME İZİN VERİR MİSİN?

Onların şahadetinden sonra da, artık yapayalnız kalmış olan ağabeyi İmam Hüseyin’e: “Acaba canımı senin uğrunda feda etmeme izin verir misin?” dedi.

Onun bu sözü İmam’ı pek sarstı. Yiğit kardeşi Abbas’a sarılarak ağladı. Sonra da yaşlı gözlerle ondan son bir defa su getirmesini istedi. Abbas, Yezidî ordunun karşısına çıkarak onlara öğüt verip nasihatlerde bulundu ve Allah Resulü’nün Ehlibeyti’ni rahat bırakmalarını istedi. Ama onun iman dolu sıcak sözleri, imansızlar güruhunun taşlaşmış kalbini etkilemedi.

ABBAS FIRAT’A ATINI SÜRÜYOR

Kervandaki çocuklar susuzluktan inliyorlardı. Fazilet ve erdem timsali Abbas, daha fazla dayanamazdı buna; su tulumunu boynuna asıp atına atladı ve yanına sadece mızrağını alarak doludizgin Fırat’a doğru ilerlemeye başladı. İmam’ın kervanının su almaması için Fırat kıyılarına dizilen 4 bin asker, Abbas’ı yaklaştırmamak için ok yağmuruna tuttularsa da, yiğit Abbas inanılmaz bir cesaretle düşman deryasının ta kalbine daldı. Bir aslanın, tilki sürüsüne saldırması gibi onlara hücum etti.

YEZİT ORDUSU PEYGAMBER AİLESİNE BİR DAMLA SUYU YASAKLADI

Hz. Abbas, önüne çıkanı cansız yere seriyor, hızla Fırat’a yaklaşıyordu. Kimse ona yaklaşmaya cesaret edemiyordu artık. Düşman ordusunda olanları görüp de nakleden ravilerin aktardığına göre, bu kısa çarpışmada Abbas b. Ali, düşman ordusundan 80 kişiyi haklamıştır. Yıldırım gibi düşman ordusuna dalan Hz. Abbas bir çırpıda Fırat’a varmayı başarmıştı. Nicedir susuzluktan kavruluyordu.

Bu zorlu ve sert çarpışma, susuzluğunu daha da körüklemiş, dili damağına yapışmıştı. Gürül gürül akan koca Fırat’ın buz gibi sularındaydı şimdi! Gayr-i ihtiyarî bir hareketle eli suya gitti. Avucunu doldurup tam içeceği sırada ağabeyi İmam Hüseyin’le Ehlibeyt’in susuz yavrucaklarının hâlini hatırladı. Avucundaki suyu Fırat’a geri döktü. Hemen su tulumunu doldurmaya başladı.

BEBEKLER SU İÇMESİN DİYE ABBAS’IN KOLLARINI KESTİLER

Su tulumunu sağ omzuna atıp var gücüyle dizginlere asıldı. Bir an önce kervana varmalı ve susuzluktan kıvranan yavrucaklara su yetiştirmeliydi. Ne var ki, Yezid ordusu onu dört bir yandan kuşatmış, çadırlara su götürmemesi için binlerce atlı üzerine çullanmıştı. Onlar aç kurtlar misali saldırıyor; kahraman Abbas ise aslanlar gibi bu etten duvarı yara yara ilerliyordu. Soysuz bir münafık, gizlendiği hurma ağacının ardından ansızın kılıcını sallayarak Abbas’ın sağ kolunu yere düşürdü.

KARDEŞİM HÜSEYİN BANA YARDIM ET!

Ama o, hiçbir şey olmamışçasına su tulumunu hemen sol omzuna atarak vahşiler sürüsünü gerilemeye zorladı. Abbas tek koluyla dövüşe devam ediyordu ki, ansızın aynı melun yine onu pusuya düşürerek sol kolunu da kesti. Yiğit Abbas su tulumunu dişiyle tutup üzerine kapanarak kervana ulaştırmaya çalıştı. Ancak tuluma saplanan bir ok onun son ümidini de alıp götürdü ve su yere döküldü. Ansızın gelen ikinci ok, kolsuz ve savunmasız olan Abbas’ın göğsüne saplanınca, atından yere düştü ve kahraman Abbas: “Kardeşim bana yardım et!” diye bağırdı.

HÜSEYİN’İN BELİ KIRILDI!

İmam Hüseyin yanına vardığında Abbas, kollarını yitirmiş, yüzlerce yara almış bir hâlde, kanlar içinde yerde yatıyordu. İmam, gözyaşları içinde, Abbas’ını kucaklayıp: “İşte şimdi belim kırıldı; tedbirim ve çarem azaldı!” dedi.

Hz. Abbas’ın ihlâs, cesaret, fedakârlık, vefa ve şahadet aşkı öylesine eşsizdi ki, İmam Seccad Zeynelabidin onu anarken şöyle buyurur: Allah, amcam Abbas’a rahmet eylesin; kardeşi için kendisini feda etti, canını onun uğruna verdi, onun uğrunda kollarını vermekten çekinmedi. Yüce Rabbi de buna karşılık iki kanat verdi ona; bu kanatlarla cennette meleklerle birlikte dilediği gibi uçar. Amcam Abbas’ın kıyamet günü yüce Allah indinde öyle bir makamı olacaktır ki, bütün şehitler gıpta edecektir ona!

İMAM HÜSEYİN’İN ŞEHADETİ

İmam Hüseyin artık yapayalnız kalmıştı. Etrafında kendisine yardım edecek hiç kimse kalmamıştı. Kardeşlerinin, çocuklarının, ashabının kanlı bedenleri Kerbela’nın kızgın toprağında yatıyordu.

İmam Hüseyin’in kalbi, dayanılmaz acı ve kederle doluydu; ama başı dimdikti. Olanca heybeti ve öfkeyle çatılmış kaşlarıyla karşısındaki azgın güruhu seyrediyordu atının üzerinde. Onun en sevdiği insanlar, yeryüzünün en nadide insanları, bu azgın güruh tarafından katledilmişti şu birkaç saat içinde. Ve haramiler bu iğrenç katliamı kutluyor, iğrenç kahkahalar atarak gülüp tepiniyor, onu şimdi yapayalnız yakalamanın kendilerine verdiği hayvanî zevkle ona pençe ve tırnak göstererek tehdit ediyorlardı. Cahiliye devrinden taşıyıp Hz. Resulullah döneminde ustaca bir münafıklıkla gizledikleri intikam ve kin hırsıyla dolu o iğrenç yüzlerini, şimdi açığa çıkarmışlardı. Bir aslanı tek başına yakalayıp pusuya düşüren bu çakallar sürüsü, hem ona yaklaşmaktan dehşetle korkuyor, hem de onu bir an önce parçalayabilmek için dişlerini gıcırdatıp fırsat kolluyordu.

İMAM ÖĞÜT VERİYOR YEZİT ORDUSU DİNLEMİYOR

İmam Hüseyin ilâhî sevgi ve vefa timsali, bir dağ heybetiyle eyere oturmuş, haramiler güruhunun zafer edalarıyla etrafını sarmasını seyrediyor, bakışlarında cennet nuru parlıyordu. Şirk ve fesadın doruğunu seyreden peygamberlerin bakışlarındaki nefret ve acıma duygusu vardı onun da bakışlarında. Atını mahmuzlayıp iyice yaklaştı onlara. Vahşiler güruhunun karşısında vakarla durdu. Birkaç saat içinde uğradığı bela ve felaketler, bağrını dağlayan evlat ve kardeş acısı, onca şehidin kalbine vurduğu dert, inanılmaz bir vakar ve olağanüstü bir heybet katmıştı İmam’ın heybetine. Kalbi acı ve öfkeyle dolduğu hâlde, sevgili Rabbinin rızası için, bu azgınlar güruhunu son bir kez daha hidayete davet edip ebedî cehennem ateşinden kurtarabilmek amacıyla, Peygamberimsi bir yumuşaklık ve metanetle onlara seslenip gür bir sesle haykırdı:

YEZİT ORDUSU HZ. MUHAMMED’İN KANININ DÖKÜLMESİNİ İSTİYOR

Ey insanlar! Hangi sebeple benim kanımı helâl görüyorsunuz? Ben sizin Peygamber’inizin kızının oğlu değil miyim? Aranızda dedem Muhammed’in çoluk-çocuğuna zarar vermek isteyen düşmanı engelleyecek kimse var mı? Bizim hakkımızda Allah’tan korkan biri var mıdır aranızda? Allah’tan sevap alma ümidi ile yardıma koşacak kimse var mı burada? Allah rızası için bize yardımcı olmak isteyen var mı aranızda?

İmam Hüseyin’in nefesindeki hidayet nuru kelamına yansımış ve Yezid ordusundan Sa’d b. Hars el-Ensarî ile kardeşi Ebu’l Hutuf’un gaflet uykusundan uyanarak ebedî zillet ve cehennemden kurtulmalarını sağlamıştı. İmam Hüseyin’in (a.s) sözleriyle kendilerine gelen bu iki kişi, aniden saf değiştirip Yezidî orduya saldırdılar. Çok sayıda katili yere serdikten sonra da şehit oldular.

YEZİT ORDUSU BEBEKLERİ KATLEDİYOR

İmam’ın kendisine yardım edecek birini aradığını duyan kervandaki kadınlar yüksek sesle ağlamaya başladılar. İmam çadırların önüne gelip kardeşi Zeyneb’e: “Yavrumu getir de onunla vedalaşayım!” dedi. Kundaktaki bebeği getirdiler. İmam onu son kez öpmek için başını uzattığı sırada Yezid ordusunun okçularından Hermele b. Kahil Esedî’nin attığı ok, yavrucağın boğazına saplandı. Bebek babasının kollarında can vermişti. Avucunu bebeğin boğazından akan kana tuttu; avucu kanla dolunca onu göğe savurup: “Allah’ım! Bu da kolaydır bana. Çünkü sen her şeyi görmektesin!” buyurdu. Sonra da atını doludizgin düşmanın üzerine sürdü. Kınından çıkmış kılıcını elinde tutar bir hâlde İbn Sa’d’ın ordusunun karşısına geçti. Karşısına kim çıktıysa, bir vuruşta cehennemi boyluyordu. Düşmanın birçok cesur savaşçısını kılıçtan geçirdi. Çok geçmeden, İmam’la teke tek savaşa cüret eden kimse kalmamıştı.

İMAM HÜSEYİN’İN BEDENİNDEN OLUK OLUK KAN AKIYOR

Aşura gününün şahitlerinden biri şöyle anlatır: Etrafını kalabalık ordular sardığı, evlatları ve yarenleri gözleri önünde öldürüldüğü, ailesinin kadınları ve çocukları kuşatma altına alındığı hâlde Hüseyin gibi cesaret ve kahramanlık sergileyebilen bir başkasını vallahi görmedin ben! Çünkü bütün bu acılara ilaveten aldığı yaralar ve çektiği korkunç susuzluk dayanılır gibi değildi. Tüm bunlara rağmen onun azim ve metanetinde zerrece gevşeme olmadı, cesaret ve umudu zerrece azalmadı; inanılmaz bir azim ve salâbetle savaşıyor, vurduğunu deviriyor, kılıcının dairesine gireni öldürüyordu.

Düşman askerlerinin en azılıları ona saldırmaya yeltendiğinde öylesine yıldırım gibi iniyordu ki, aslan saldırısına uğrayan sürüler gibi onun önünden kaçışıyor, can havliyle sığınacak delik arıyorlardı. Allah’ın aslanı Ali’nin oğluydu o; düşmanı tarumar ettiğinde, karşısına yeni birlikler çıkıyor, o sanki hiç yorulmamış gibi fırtına misali ortalarına dalıp çekirge sürüsü gibi onları da dağıtıyor ve kısa sürede etrafı boşalınca, tekrar düşmana karşı durup: “La havle vela kuvvete illa billâh!” diyordu.

İMAM HÜSEYİN 1950 İNSANLIK VE İSLAM DÜŞMANINI ÖLDÜRDÜ

İbn Şehraşub’la diğer tarihçiler, Aşura günü İmam Hüseyin’in girdiği çatışmalarda yaraladığı binlerce kişiden başka, öldürdüğü kâfir sayısının bin dokuz yüz elli kişi olduğunu yazarlar. Sayıları on binleri bulan katiller sürüsü ok, mızrak, kılıç ve hatta taşlarla Hüseyin’e karşı toplu bir saldırıya geçtiler. Bu sırada atını Fırat’a doğru sürdü. Susuzluğunu gidermesi hâlinde yepyeni bir enerjiyle kendilerine saldıracağını bilen Yezid ordusu dehşete kapılmış, İmam’ın suya ulaşmasını engellemek için telaşa düşmüştü. Ordu, Fırat’la İmam’ın arasına girmişti artık.

EHLİBEYT’E SU ULAŞMAMASI İÇİN FIRAT’A 4 BİN ASKER DİZİLDİ

Dört bin okçuyla Fırat’ın kıyılarına dizilen ordunun komutanları olan A’ver-i Selemî ile Amr b. Haccac, Sa’d oğlu Ömer’in komutasındaki orduya bağırarak İmam’ı oraya yaklaştırmamalarını istediler. Ama İmam göz açıp kapayıncaya kadar önünü kesen etten duvarı elindeki kılıçla yarmayı başararak Fırat’a ulaşmıştı. Bir avuç su aldı, tam içeceği sırada katiller sürüsünden biri onu engellemek için: “Hey! Hüseyin! Sen suyun peşindeyken, düşmanların namusuna saldırıyor, baksana!” diye bağırdı. Bu söz, İmam’ın avucundaki suyu dökmesine yetmişti. İffet ve mertlik timsali İmam Hüseyin bir damla su içmeden bir çırpıda çadırlara ulaştı.

İmam Hüseyin bir kez daha o içler acısı sahneyi yaşadı. Ehlibeytiyle bir daha vedalaşıp onlara sabırlı ve güçlü olmalarını söyleyerek şöyle buyurdu: Şunu biliniz ki, yüce Rabbim sizi koruyacaktır. Onlar size dokunamayacak ve Rabbim onların şerrinden sizi kurtaracaktır. Allah bu işin sonunda size hayır ve iyilik verecek, düşmanlarınızı ise türlü bela ve azaplara boğacak. Buna karşılık sizi türlü nimetler ve kerametlerle mükâfatlandıracaktır. O hâlde, şikâyette bulunmayın ve konuşmayın. Aksi hâlde makamınız alçalır.

İMAM BAKIR: DEDEMİN BEDENİNDE 320 YARA SAYDIK!

Sonra İmam tekrar savaş meydanına dönüp katiller sürüsüyle yaman bir çarpışmaya girişti. Kısa sürede birçoğunu kanlar içinde yere sermişti. Yezid ordusu İmam’ı ok yağmuruna tuttu; ama o yiğit ve korkusuz insan hiçbir şeye rağmen düşmana sırt çevirmiyordu. Zırhına saplanan oklarla göğsü âdeta ok sadağına dönüşmüştü. Aşura gününün şahitlerinden olan İmam Bâkır: “Dedem İmam Hüseyin’in mübarek vücudunda o gün tam 320 yara saydık.” buyurur.

Savaş iyice kızışmış, İmam’ınkılıcından kaçan korkaklar etrafını boşaltmış ve sürekli ona taş ve mızrak savuruyorlardı. İmam çok yorulmuştu; bir yandan aldığı yaralar, diğer yandan nicedir kızgın güneşin altında çektiği susuzluktan bitkin düşmüştü artık. Nefes tazelemek için bir lahza durdu. İşte tam bu sırada katiller güruhundan bir soysuzun savurduğu taş, İmam Hüseyin’in alnını parçalayıp bütün yüzünü kanlara boyadı.

İMAM’IN GÖĞSÜNDEN GİREN OK SIRTINDAN ÇIKTI

İmam özlerine inen kanları temizlemek için elbisesinin eteğini kaldırdığı sırada bir başka soysuzun attığı üç köşeli zehirli bir ok cennet gençlerinin efendisinin mübarek göğsüne saplandı. Yakından atılan uzun ok, İmam’ın göğsünden girip sırtından çıkmıştı.

Elini atıp oku uç kısmından tuttu ve çekip çıkardı! Öldürücü bir yaraydı bu. Okun çıktığı yerden oluk oluk kan akıyordu.  Şöyle buyurdu:

KATİLLERİMİ DEDEME SÖYLEYECEĞİM!

Yüzüm gözüm kanlar içinde, kendi kanıma boyanmış olarak ceddim Resulullah’la buluşacağım ve katillerimin adını ona söyleyeceğim! İmam’ın artık savaşacak gücü kalmamıştı. Bunu fırsat bilen Salih b. Vehb Mezenî aniden saldırarak mızrağını var gücüyle İmam’ın göğsüne sapladı. Bu şiddetli darbe, peygamberin yavrusunu atından devirmişti. Hüseyin yere düştü. Sağ yanağı üzerine yerde yatıyordu. Hâlâ direniyordu. Ayağa kalkmayı başardı. Güçlükle ayakta duruyordu. Öldürmek için yanına yaklaşanların kimi ani bir korkuyla, kimi de ani bir utançla geri çekiliyor, cennet gençlerinin efendisine dokunamıyorlardı.

İMAM HASAN’IN KÜÇÜK OĞLU ABDULLAH’IN KOLLARINI KESEREK ÖLDÜRDÜLER

Derken Malik b. Nesr adlı bir soysuz iğrenç küfürler ederek atını İmam’a doğru sürüp kılıcıyla onun başını yardı. Bu sırada İmam Hasan’ın küçük yaştaki oğlu Abdullah, çadırlardan fırlayıp çok sevdiği amcasına doğru koşmaya başladı. Hz. Zeyneb onu engellemeye çalıştı; İmam Hüseyin’de görmüş ve Hz. Zeyneb’e: “Onu bırakma, engel ol!” diye bağırmıştı. Ama sevgili amcasını o hâlde görmeye dayanamayan küçük Abdullah’ı kimse tutamadı. Bir çırpıda amcasına ulaştı.

Tam bu sırada Ebcer b. Kâ’b kılıcını İmam’a indirmek için hazırlanıyordu ki, Abdullah masumane bir hareketle minik kolunu amcasını korumak için siper etti ve “Yazıklar olsun sana! Amcamı mı öldürmek istiyorsun!” diye haykırdı. Caninin kılıcı masum yavrucağın kolunu koparmış, küçücük kolu derisinden yere sallanmıştı. Abdullah acı ile feryat etti. İmam Hüseyin son bir gayretle küçük Abdullah’a sarılıp onu bağrına bastı. Minik Abdullah bir müddet sonra amcasının kollarında çırpınarak can verdi.

MUHAMMED’E VE İSLAM’A DUYULAN KİN VE NEFRET İNTİKAMA DÖNÜŞMÜŞTÜ

Muavi’nin oğlu Halife Yezit’in ordusu birkaç dakika öncesine kadar bakmaya bile korktukları aslanı ağır yaralar içinde yapayalnız ve kıpırdayamayacak bir hâlde ele geçirmiş olmanın zevkiyle hayvanca çığlıklar atıyordu. Sinelerinde yıllardır Muhammed Mustafa’nın soyuna ve Allah’ın aslanı, şah-ı merdan Aliyyu’l Murtaza’ya besledikleri kini kusmak için fırsat kollayan aşağılıklar sürüsü, bekledikleri fırsatı ele geçirmişlerdi şimdi.

Yetişen her soysuz, bir darbe indiriyordu mazlum ve savunmasız Hüseyin’e! Vücudunun paramparça olmasına ve onca öldürücü yara almasına rağmen Allah’ın aslanının oğlu, hâlâ dimdik ayakta duruyordu…

Tarihin bütün soysuzlarına, insanlığın gördüğü ve göreceği bütün münafıklarla satılmış katillere meydan okurcasına âdeta. İğrenç çığlıklarla tekrar saldırdılar İmam’a Husayn b. Temim adlı soysuz, ayakta can vermek üzere olan İmam Hüseyin’in ağzına bir ok sapladı!

HZ. MUHAMMED’İN ÖPTÜĞÜ YERLERDEN OLUK OLUK KAN AKIYOR

Ebu Eyyub Ganevî adlı bir diğerinin attığı ok, İmam Hüseyin’in boğazına saplandı. Oysa Hz. Muhammed İmam Hüseyin’in boynunu öper onun kokusunu içine çeker yavrum diye sever, kendi soyunu devam ettirdiği için mutlu olurdu. Hüseyin dedesi Muhammed peygamberin reyhan kokulu yavrusuydu. Hz. Muhammed İmam Hasan ve İmam Hüseyin’i çok seviyor onlarla özel olarak ilgileniyordu. Ne var ki İmam Hasan’ı Muaviye, İmam Hüseyin’i yezit katletmişti…

Emevi ordusu peygamber evlatlarını katletmek için azgınca birbirleri ile yarışıyorlardı.

KURAN EHLİBEYT’İ SEVİN DİYOR SÜNNİ İNANCININ TEMELİ EMEVİ VE ABBASİLER İLE EHLİBEYT’İ KATLEDİYOR

“Sizler için yerine getirdiğim peygamberlik vazifesine karşılık olarak, soyum olan Ehlibeyt’imi sevmenizden başka bir şey beklemiyorum sizden!” (Şura 23) diyordu Hz. Muhammed ancak münafıklar Muhammed peygambere yapamadıklarını peygamberin ölümü ile birlikte ailesine yapmışlardı. Önce kızı Hz. Fatıma’yı katlettiler. Ardından İmam Ali’yi ibadet esnasında pusu kurup zehirli bir kılıç darbesi ile katlettiler. Muaviye sinsi planı ile İmam Hasan’ı zehirleyerek şehit etmiş, Yezit ise Hz. Muhammed’in ailesinden hiç kimsenin geride kalmaması için şeytanca bir savaş açmıştı. Ehlibeyt’e olan nefret burada sonlanmamış ardından Hz. Muhammed’in tüm akrabaları ya işkence ile ya zindanlarda ya zehirlenerek katledilmiştir.

Zur’a b. Şerik, İmam Hüseyin’in sol eline bir kılıç savurdu. Eli, avucundan kopup yere düştü. Bir diğer zalimin omzuna vurduğu darbeyle Hüseyin yere yığıldı. Takati kalmamıştı artık. Zorlukla ayağa kalkmaya çalışıyor, ama savunmasız vücuduna inen darbelerle tekrar yere düşüyordu.

SİNAN VE ŞİMR İMAM HÜSEYİN’İ BİRLİKTE ÖLDÜRÜYOR

Derken Sinan b. Enes adlı bir soysuz, mızrağını var gücüyle İmam’ın mübarek boğazına sapladı. Hâlâ yıkılmadığını görünce, bu defa da İmam’ın mübarek göğsüne indirdi mızrağını. Bununla da yetinmeyip sadağından çektiği oku İmam’ın boğazına sapladı.

İmam düşmüş, yere yığılmıştı artık. Hevlî b. Yezid İmam’ın başını kesmek için koştu; ama ona yaklaşınca korkuyla titreyip geri döndü. Kötülük ve gaddarlıkta diğerlerinden daha ileri olan Şimr, ona sinirlenip küfürler savurarak hançerini çekti ve inanılmaz bir canilik işleyerek İmam Hüseyin’in başını kesti.

MUAVİYE İMAM HASAN’I YEZİT İMAM HÜSEYİN’İ SÜNNİLER İSE ALEVİLERİ KATLEDİYOR

İmam Hüseyin’in cansız bedeni Kerbela çölünde boylu boyunca uzanıyor, Yezit ordusu zaferini kutluyordu. Hz. Muhammed’in emaneti, Müslüman olduklarını iddia eden müşrikler tarafından katledilmişti. Yezit ordusu İmam Hüseyin’in şehit edilmesi ile birlikte kervanın çadırlarını ateşe verdi. Kadınların ve kızların kulaklarındaki küpeleri kulak memeleri ile birlikte kopardı. Peygamberimizin torunu Hz. Zeynep ve İmam Zeynelabidin olmak üzere peygamber ailesi esir alındı. Ayaklarına ve ellerine zincir vuruldu. Kerbela’dan Şam’a kadar günlerce her köy de teşhir edilip kırbaçlandılar. Yaklaşık 15 günde Şam’a vardılar. Yezit’in sarayına vardıklarında peygamber efendimizin torunu Zeyneb tarihi bir konuşma yapmış, Yezit ise Ehli Sünnet’i, kader inancının arkasına sığınarak İmam Hüseyin’i ve Hz. Muhammed’in aile fertlerini Allah’ın öldürdüğünü söyledi.

KERBELA ŞEHİTLERİNİN SAYISI

Kerbela şehitlerinin sayısı kesin olarak bilinmemektedir. Halk arasında Her ne kadar hepsinin 72 şehit  tabiri sık kullanılsa da tarih kitaplarının incelenmesiyle Kerbela şehitlerinin sayısı konusunda 155 kişinin ismi geçtiği öne sürülmüştür.

 Güvenilir kaynaklarda belirtildiği üzere İmam Hüseyin’in dışında Beni Haşim’den 18 kişi Kerbela’da şehit oldu.

İmam Ali’nin (a.s) Evlatları

Hz. Ebu’l Fazl Abbas b. Ali (a.s)

Abdullah b. Ali

Osman b. Ali

Cafer b. Ali

Ebu Bekir b. Ali

Muhammed b. Ali

İmam Hasan’ın (a.s) Evlatları

Kasım b. Hasan

Ebu Bekir b. Hasan

Abdullah b. Hasan

İmam Hüseyin’in (a.s) Evlatları

Ali Ekber olarak bilinen Ali b. Hüseyin (a.s)

Ali Askar olarak bilinen Abdullah b. Hüseyin (a.s)

Beni Haşim’den Diğerleri

Cafer b. Akil

Abdurrahman b. Akil

Abdullah b. Akil

Muhammed b. Ebi Said b. Akil

Abdullah b. Müslim b. Akil

Muhammed b. Abdullah b. Cafer

Avn b. Abdullah b. Cafer

Nadir Kaynaklarda Adı Geçenler

Beni Haşim’den 42 kişinin ismi Kerbela Şehidi olarak sadece bazı kaynaklarda adı geçmiştir.

İbrahim b. Ali

Abbas Askar b. Ali

Cafer b. Ali

Abdullah Ekber b. Ali

Abdullah Askar b. Ali

Ubeydullah b. Ali

Ömer b. Ali

Atik b. Ali

Kasım b. Ali

Beşer b. Hasan

Ömer b. Hasan

Ebu Bekir b. Hüseyin

Ebu Bekir b. Kasım b. Hüseyin

İbrahim b. Hüseyin

Cafer b. Hüseyin

Hamza b. Hüseyin

Zeyd b. Hüseyin

Kasım b. Hüseyin

Muhammed b. Hüseyin

Ömer b. Hüseyin

Muhammed b. Akil

Muhammed b. Abdullah b. Akil

Hamza b. Akil

Ali b. Akil

Avn b. Akil

Cafer b. Muhammed b. Akil

Ebu Said b. Akil

İbrahim b. Müslim b. Akil

Muhammed b. Müslim b. Akil

Abdurrahman b. Müslim b. Akil

Ubeydullah b. Müslim b. Akil

Ebu Abdullah b. Müslim b. Akil

Ali b. Müslim b. Akil

İbrahim b. Cafer

Ebu Bekir b. Abdullah b. Cafer

Avn Askar b. Abdullah b. Cafer

Hüseyin b. Abdullah b. Cafer

Ubeydullah b. Abdullah b. Cafer

Avn b. Cafer b. Cafer

Muhammed b. Cafer

Muhammed b. Abbas

Ahmed b. Muhammed Haşimi

Peygamberimizin (s.a.a) Ashabı

Enes b. Haris

Abdurrahman b. Abdurrabbe Ensari

İmam Ali’nin (a.s) Ashabı

Ebu Sumame Amr b. Abdullah Sa’idi

Habib b. Muzahir Esedi

Amr b. Hamik’in kölesi Zahir

Ammar b. Ebi Selame Dalani

İmam Ali’nin kölesi Sad b. Haris Huzai

Abdullah b. Umeyr Kelbi

Gerdus b. Züheyr

Naf’i b. Hilal Cemeli

İmam Hüseyin’nin (a.s) Ashabı

İbrahim b. Hüseyin Esedi

Huzeyfe b. Esid Gıfari’nin kardeşinin oğlu

Ebu Heyyac

Edhem b. Ümeyye

Enis b. Meagil Esbehi

Bureyr b. Huzeyr

Beşir b. Amr Hazremi

Cabir b. Haccac

Cebele b. Ali Şeybani

Cunade b. Haris

Cundep b. Huceyr

Ebu Zer’in kölesi Covn

Cuveyn b. Malik

Haris b. İmriu’l Gays

Haris b. Nebhan

Hamza b. Abdulmuttalib’in Kölesi

Hatuf b. Haris

Haccac b. Zeyd

Haccac b. Mesruk

Hür b. Yezid Riyahi

Hallas b. Amr

Numan b. Amr

Hanzala b. Es’ad

Beni Şende müttefiki olan, Rafi’i

Rumeys b. Amr

Züher b. Bişri Hes’ami

Züheyr b. Selim Ezdi

Züheyr b. Gayn Beceli

Zeyd b. Me’gil

İbn. Medeniyye müttefiki, Salim

Sad b. Hanzala Temimi

Said b. Abdullah Hanefi

Said b. Gerdem

İmam Hüseyin’in (a.s) kölesi Süleyman

Süleyman b. Rebie

Sevvar b. Ebi Himeyr

Suveyd b. Amr b. Ebi Muta’a

Seyf b. Haris Cabiri

Şebib b. Abdullah Nehşeli

Seyf b. Malik

Zergame b. Malik

Beni Şakir müttefiki Şuzeb

Zubab b. Amir

Abis b. Ebi Şebib Şakiri

Amir b. Müslim

Salim; Amir b. Müslim’in kölesi

İbad b. Ebi Muhacir

Abdurrahman b. Abdullah Erhebi (Yezeni)

Abdullah b. Gays Gifari

Abdurrahman b. Gays Gıfari

Ukbe b. Selt

Ammar b. Hassan Tayi

İmran b. Ka’ab

Ömer b. Ehdus Hazremi

Ömer b. Halid Seydavi

Sad; Ömer b. Halid Seydavi’nin kölesi

Amr b. Halid Ezdi

Halid b. Amr Ezdi

Amr b. Zebiy’a

Amr b. Abdullah Cundei

Amr b. Gareze Ensari

Türk Köle

Garip; İmam Hüseyin’in kölesi

Kasım b. Habib Ezdi

Ka’neb b. Amr Nemiri

Kinane b. Atik

Malik b. Abd b. Seri’i Cabiri

Mucemmi’i b. Ziyad

Mücemmi’i b. Abdulah Aizi

Mücemmi’i b. Abdulah Aizi’nin oğlu

Mes’ud b. Haccac

Abdurrahman b. Mes’ud

Müslim b. Avsece Esedi

Müslim (Eslem) b. Kesir

Muncih; İmam Hüseyin’in (a.s) kölesi

Naim b. Aclan

Hefhaf b. Muhenned Rasibi

Hammam b. Seleme Ganisi (Gayizi)

Veheb b. Veheb

Yahya b. Selim Mazini

Ebu Şa’şa’a; Yezid b. Ziyad b. Muhasir

Yezid b. Nebit Abdi

Abdullah b. Nebit Ab

© ekvatorhaber.com Lütfen haber ve içerikleri kaynak belirterek kullanınız ve bağlantı linki veriniz.